Galiba Yaşlanıyorum…

 

 

Sordum, soruşturdum. Geçmişe özlemler çoğalıyorsa, “Bizim zamanımızda,” diye başlayan cümleler kurmaya başladıysak ya da bir şarkıyla kendimizi anılarımızın içinde buluyorsak artık yaşlanma eğilimindeymişiz. Bir de kokular. Nereden çıkıp geldiğini anlayamadığımız bu kokular bizi peşine takıp, bazen mutlu bazen de hüzünlü anılarımızın içine çekiveriyorlar.

Dün akşam bir hasta ziyaretine giderken bahçeli apartmanların sıralandığı bir sokaktan geçiyordum. Çocukluğumun kahramanlarından, Anadolukavağı’ndaki bahçemizin asırlık çam ağacının bire bir aynı kokusu birden beni sarıp sarmaladı.

Devamını oku ►

Çıplak Tavuk….

 

 

Annem ve babam aynı iş yerinde çalıştığından çoğu zaman yıllık izinleri denk düşmüyordu. Biz genellikle annem ile beraber köye giderdik. Yine böyle bir tatil sırasında babam, sürpriz yapıp birkaç günlüğüne yanımıza gelebilmişti.

O gün kümesten bir tavuk çıkardılar. Oracıkta kestiler; tüylerini yoldular. Büyükçe bir oda olan mutfaktaki beyaz badanası yer yer kararmış, içinde kara kara odunları olan bir ocağın yanına geldik. Yolunmuş tavuğu baş aşağı sallandırarak ayaklarından tutan üvey babaannem; bir tencerenin içinde sıcak suyla yıkanmasını söyledikten sonra tavuğu tezgaha bıraktı. Ocağın başına geçen kadın, odunları kenara koyduktan sonra yerdeki sepetin içinden aldığı çalı çırpıları tutuşturarak kocaman bir ateş yaktı. Ateşin ilk kıvılcımlarıyla beraber duyduğum çıtırtı hala kulaklarımdadır. Alevlerin çalılar arasında dans eder gibi birbirinin üzerinden atlayarak yükselmesini izlemek bana bir oyun gibi gelmişti. Gözlerimi alevlerden ayıramıyordum. Sonra tutuşmuş çalıların üzerine odun parçaları, en üste de kenara alınmış kara odunlar kondu.

Devamını oku ►

Hristo Amca…

 

 

 

Her sabah sevecen bakışlı ifadesiyle Tanrı selamını vermeden bahçemizin önünden geçmeyen komşumuz Hristo amca dün gece öldü. Yaklaşık 20 yılı birlikte geçirdiğimiz, iyi ve kötü günlerde beraber olduğumuz Hristo Amca artık yok. Karısı Eleni Teyze ile tam karşımızdaki iki katlı evde yaşayan Hristo Amca yıllar önce evinin alt katını lokantaya , zamanla yemeklerin lezzeti ada dışına yayılmaya başlayınca da bahçesini yazlık meyhaneye çevirmişti. Kışın daha az çalışırlar ama bahar geldi mi hummalı hazırlıklar alır başını giderdi. Bu hazırlıklardan bizler de nasibimizi alır, babam işten sonra Hristo Amcaya annem de bütün gün Eleni Teyzeye yardım ederdi. Hafta sonları derslerimden arta kalan zamanlarda ben ve kardeşim de yardım ekibine katılır, getir götür işlerini yapar, yaz başına meyhaneyi yetiştirirdik. Tüm hazırlıklar bittiğinde ise yeni sezonun bereketli geçmesi dualarıyla Hristo Amca ilk yemek davetini verir, yardım eden komşularına kendince teşekkür ederdi. Masa geleneksel Rum mezeleriyle donatılır , ama herkes Eleni Teyzenin yaptığı patlıcanlı lor peynirli börekten yemek için sabırsızlanırdı. Zamanı olmamasına rağmen sofrada mutlaka yılbaşı çöreği, kırmızı boyalı yumurtalarla dolu bir hasır sepet bulunurdu.

Devamını oku ►

O Ayakkabılar…

 

Sen almıştın bana bu ayakkabıları. Yine böyle yaz ortasında sonbaharı hatırlatan bir günde..Kutusundan çıkarıp yumuşacık derisine ellerimi sürdüğümde ürpermiştim.. Havanın serinliği mi, aşkın büyüsü mü, senin varlığın mı, neydi beni ürperten? Bilememiştim o an. Her buluştuğumuzda giymek istedim, giydim de…Bana gösterdiğin özeni sana iade etmek istedim…İlk hediyendi bana bu ayakkabılar… Aşkımızın sembolü oldu benim için. Çok mutlu oldum, şans getirdi bana…

Devamını oku ►