Category: Yaşam

Hasta Ziyaretçileri…

 

 

Sağlıklı bir insanın sabah uyandığı zaman görmek istediği en güzel manzaralardan biri pencerelerimizin arkasında bize yansıyor. Önümüzde uzayıp giden deniz manzarası, karşı kıyıdaki binalar, ağaçlar, martılar, gemiler, balıkçı tekneleri… İşte bildiğiniz Boğaziçi…

Hastam ağır bir zatürre geçiriyor. Boğazın tepelerindeki bu hastaneye yatırıldık. Yer bulmada çekilen zorluk neticesi üç kişilik bir odada alakasız bir servise kapı dibinde bir yatağa yerleştik. Güzelim manzara gözümüze görünmüyor, sadece hava ışıldadı mı, güneş battı mı, şu saat serum saati, işte iğnemiz geliyor… Bunlarla ilgileniyoruz.

Devamını oku ►

Hasta oldum…

 

Hasta olduğum zaman kendimi çok tuhaf hissediyorum. Aslında bu çok normal bir şey. Olağan halimden daha farklı bir durumdayım çünkü. Beş gündür beni yatağa bağlayan  soğuk algınlığı neticesi dört duvar arasında yaşamak neymiş öğrendim. Yataktan fazla çıkmadan, dolanmadan, yemeden   içmeden… Genelde hayatının çoğu ev dışında geçen biri olarak bayağı sıkıntılı bir süreç. Devamlı yatmak istiyorum, zira kafam kalkmıyor. Kafa kalkmıyor ama çalışmaya devam ediyor. Kendimden vazgeçtim, geçmişle uğraşıyorum. Ölmüş yakınlarımın yatakta geçirdikleri süreler, neler hissettiklerini sorguluyorum. Kendi akrabalarım yetmedi çevremdekileri de düşünüyorum. Baktım yol çatallaşıyor, vazgeçiyorum, yattığım yerde hayâl kurmayı deniyorum.

Devamını oku ►

Anadolukavak’lıyız…

 

 

Yaz mevsiminin ortasında babam “Ne dersiniz, Anadolukavağı’ndaki eve taşınalım mı?” diye sorduğunda ne yapacağımızı şaşırmıştık. İki de bir hastalanan kardeşim için şehir merkezine yakın bir yerde yaşamamız gerekiyordu. Oysa babam bizi İstanbul’un neredeyse en uç yerleşim yerlerinden birine, o zamanlar  küçük bir balıkçı köyü olan dede topraklarına götürmeye kalkışıyordu.  Düşünüldü, taşınıldı, önce yazlıkçı olarak gidilmeye karar verildi. Böylece üç dönüm bahçe içindeki boğaz manzaralı babamın dedesinden kalma üç katlı ahşap eve yerleştik.

Devamını oku ►

Döngü…

 

Yüz otuz dört adım  ileri  sonra  yüz otuz dört adım geri.  Bazen  şafak sökerken, sancılı bir gün doğumunda.  Bazen  gecenin hüzün yüklü iniş saatlerinde, bazen koyu zifiri karanlıkların ıssızlığında bazen de günün en hararetli koşuşturmasının içinde.  Yaşam yüz otuz dört adımla sınırlanmış. Hapishane avlularındaki voltalara benzer bir haller içinde.  Tek fark gecenin ıssızlığını bozan koridorlardaki ayak seslerinin çıkardığı melodi.  Sevdiği bir dinleti olduğundan onu sakinleştirebilen hemen hemen tek şey.  Hastası uykuya dalabildiği zamanlarda kendini attığı yüz otuz dört adımda biten koridor.

Devamını oku ►