Category: Yaşam

Aşk…

Aşk…♥

 

Üç harfli kısacık bir kelime. Kısa ama belki de dünyanın en uzun hikâyelerini içine sığdırıyor. Kim istemez ki aşık olmayı,  sevda ateşinde yanmayı, bu ateş içinde soğumayı.

Çocuktum ama  okuduğum kitaplardan aşkı çoktan duymuştum. Gerçek aşkla tanışmam ise tatlı bir tesadüfle oldu.

Apartmanımızda boşalan bir daireye  taşınan yaşı biraz büyük bir kadın, genç bir adam. Karşı kapı komşumuz oldular. Kiralık dairenin anahtarı bizdeydi. Babamla beraber gösterdik evi. Tuttular.  O gün karı koca olduklarını anlayamamış babam. Sonra çok yakın iki aile olduk, çok şey paylaştık.

Aşkın yaşı olmadığını onlardan öğrendim. Çok sevmek için kuralları yoktu. Adam karısına çok düşkündü. Kadın da kocasına. Bahar gelince Pazar günleri   bisikletle gezmeğe giderlerdi. Dönüş saatlerini beklerdim cam önünde. Kırlardan geldikleri belli olurdu. Rengârenk çiçekler bazen kadının kucağında dağınık bir buket bazen de saçlarında taç olurdu. Belki de kendi kurallarını kendileri koydukları için mutluydular. Onlara tanıklık ederek büyüdüm ben. Aşk hep yanı başımdaydı. Bir hafta sonu kahvaltısında, bir pazar filesinde, bir bisiklet selesinde, huzurlu bir yüzü çevreleyen bukleler arasında…♥

Başka mahalleye taşındıklarında aşkın görünür hali de hayatımdan uzaklaştı.  Büyülü bir rüya onlarla beraber bitti. Sık sık görüştüğümüz oluyordu ama sihir bozulmuştu bir kere.

Sonra ben biraz daha büyüdüm.  Mahalle  bir aşk dedikodusuyla çalkalanmaya başladı. Bizim apartmanın sahibi karşı apartmanda oturan bir  kadınla aşk yaşıyormuş. Olaylar, olaylar…

Çıkan olaylardan bildiğim aşk anlam değiştirdi. Benim büyülü hikayemin yerini kırıcı, yok edici, yasaklarla örülmüş başka bir hikaye almıştı artık. Aşkın bazen çok kötü sonuçlar doğurduğunu çok erken öğrendim.

İlk gençlik yıllarımın başlarında mahallemizde sıradan bir günde bizi çok şaşırtan bir şey oldu. Gazetelerde, dergilerde boy boy fotoğrafını gördüğümüz, gazino neonlarında adını rengarenk izlediğimiz  televizyon programlarında izlediğimiz bir sanatçı bizim apartmana geldi. Çatı katındaki ailenin kızına aşık olmuş. Evlendiler.  O ve çatıdaki kızla her hafta apartman merdivenlerinde karşılaşıyorum. Belki de karşılaşmak için fırsat kolluyorum. Sevecen bakışlarla gülüşüyoruz.  Karısını, karısının ailesini çok seviyor. Aşk başka bir boyut kazandı. Aşka güveniyorum.

Bir kaç yıl sonra çatıdaki kız hastalandı. Bir süre tedavi gördükten sonra öldü.  O güne kadar çok mutlu görüntülerini gördüğümüz sanatçı  hemen yeniden evlendi. Aşka inancım sarsılıyor. Daha geçen yıl karısıyla bir mekanda öpüşürlerken televizyonda görmemiş miydim? Demek ki aşk bir var bir yokmuş.

Aşk ne zaman doğru, ne zaman güzel, ne zaman kötü, ne zaman var, ne zaman yok?

Oya ENGİN/26.01.2016, İstanbul

Bugün Biz “İstanbul”uz.

 

Hiç vapura bindiniz mi?

Bir martıyı eliniz ile beslediniz mi?

Yeraltında ışıklarla dans eden taştan bir orman biliyor musunuz?

İçinden araçların geçtiği bir duvar gördünüz mü?

İstanbul’un dünyanın merkezi kabul edildiğini biliyor musunuz?

İstanbul’da ki mücevherler hakkında fikriniz var mı?

Sorular… Sorular…

İstanbul; hakkında sayfalarca kitaplar yazılacak kadar büyük, tarihi köklü ve bir o kadar da gizemli bir şehir. Her  köşesine saklanmış efsaneleri, dokularına sinmiş hikâyeleri ve kendine özgü davranışları olan bir masal.

Devamını oku ►

Ah Şu Yarışmalar…

 

 

Televizyonda yayınlanan haftalık eleme formatında olan yarışma programları hayatımıza ne zaman girdi hatırlamıyorum. İlk yıllarda bir iki tanesine bakmıştım. İçinde dönen fırıldakları çok çabuk keşfettiğimden midir, nedir daha sonraları ilgi alanıma giremediler. Klişe kavgalar, hakaretler, aşağılamalar daha neler neler. Müzik yarışmalarından hiç star çıkmadı. Hiç duymadım. Belki ben hatırlamıyorum. Belki de çıkmıştır.

Son yıllarda en çok öne çıkan yarışma formatı yemek ve giyim. Ses yarışmaları insanlara, katılanlara pek bir şey veremedi. Jüri üyelerinin şişen cüzdanlarını ve yapımcı şirketin kazançlarını saymıyorum. Yetenek yarışmaları var. Hiç seyretmedim. Neler olup bittiğinden haberim yok. Ama hayvan olduğu için bazı sonuçlar dikkatimi çekmişti. Köpek gösterileri başarılıydı. Max’ı ben bile tanıyorum artık. (umarım ismi doğru hatırlamışımdır.)

Devamını oku ►

Diren Oya…

 

 

Abi…

Adam bana “Abi” diye hitap ediyor. Tamam gergin, sorunlu konular konuşuyoruz. Zaman kısıtlı, çabuk çözüm üretmemiz gerekiyor. Ama ben “Abi” değilim. Olsa olsa “Abla” olabilirim. Yaş olarak pek uymuyor ama hadi oldu diyelim. Yok, ısrarla bana “Abi” diye hitap ediyor. Devamını oku ►