Hoşgeldin Ekim…

Hep sevmişimdir Ekim ayını.

Sarı yaz derim ben Ekim ayına. Palamutun yağlısı, denizin durgunu, güneşin kızgınlığının geçmesi,  ağaçların soyunmasıdır Ekim.

Sonbahar ve kış mevsimine girerken,  çok vedalar olur. Tatlı yaz  aşkları bitiverir aniden.  Giyimindeki özgürlükte biter, bir tişört bir pantolonuna ayaklarındaki terliklere  yavaş yavaş hırkalar, çoraplar, ayakkabılar  ilave olur, kumaşlar   seni sarar sarmalar . Yatak takımları değişir. Kalınlaşır örtüler.  İnsanlar gibi evler de giyinmeye başlar. Yıkanmış, kışa hazırlanmış halılar serilir.Çatılar, duvarlar,  derlenir, toplanır, boyanır. Tatiller biter. Yazlık evler kapatılır.  Tersine göç başlar. Anneanneler, babaanneler, dedeler evlatlarına, göz bebekleri torunlarına veda ederler. Devamını oku ►

Fındık…

Fındık…

İlk köpeğimizin adıydı.

Neden bu adı koyduk hiç bilmiyorum.  Ne Karadeniz’lilik var bizde ne de fındık düşkünlüğü. Bir dönem herkesi peşinden sürükleyen aganigi reklamı da daha icat olmamıştı. Sanırım minik olmasından, fındık gibi yuvarlanmasından  ya da çocukluğumuzun starı Ayşegül serilerindeki köpeğin adının da Fındık oluşundan.  Bilemedim şimdi neden?  Belkide bir nedeni yoktur. Devamını oku ►

Çöpler Yalan Söylemez…

Hiç tanımadığınız insanların yaşam biçimlerini, evlerine girmeden, kendileriyle tanışmadan, görüşmeden bir şekilde  anlayabilirsiniz.

Örneğin balkonlar, balkonlara asılan çamaşırlar, daire kapıları, camlardaki perdelerin duruşu ve en önemlisi çöpleri ailelerin yaşam biçimleri hakkında size genel olarak ip uçları verir.

Asılan çamaşırların renginden, temizliğinden,  kıyafetlerin modellerinden,  ailenin nasıl bir yaşamı olduğunu anlayabilirsiniz. Devamını oku ►

Kocamın Sevgilisi Varmış…

 

 

 

Onyedi  yaşından beri hayatında olan kocası  ve evliliği  hakkında ne düşüneceğine karar veremiyordu. Son zamanlarda “onu hala seviyor muyum?” diye kendine sık sık sorar olmuştu.  “Seviyorum tabi,” diyerek geçiştiriyordu kalbine üşüşen kuruntuları.  Yoksa bu kadar zorluklarla dolu bir hayata neden katlanılır ki?

Kocasının  çalıştırdığı,  ama kendisinin de bir türlü içinden çıkamadığı ufak tekstil atölyesindeydi yine .  Eşi mal teslimine gitmiş, işçiler paydos etmişti.  Sepetlerdeki dikilmiş  giysi parçalarını tek tek katlayıp masanın üzerine dizerken yaşamını, evliliğini, kaderini sorgulamaktaydı.   Atölyenin duvarını boydan boya kaplayan aynaya ilişti gözü. Uzun uzun kendine baktı.  Biraz bakımsız olmanın dışında hoş, alımlı bir kadındı.   Bir evladı, görünüşe göre kendisini seven bir kocası, haftada iki gün yemek yapmaya gittiği düzenli bir işi, eşine ait ufak bir tekstil atölyeleri vardı. Kocası iyi bir usta ancak  beceriksiz  bir yöneticiydi.  Bu yüzden işe gitmediği zamanlarda mutlaka atölyeye gelir yemek, çay yapar, ortalığı temizler, tamamlanmış işleri paketlerdi.  Aslında yardım ediyor görüntüsünde işlerin başında duruyor,  atölyeyi çekip çeviriyordu.

Devamını oku ►