Annem’e…

 

Her Çarşamba semt pazarımız vardı. Annem kış mevsimi olduğundan  bizi yanına almaz ,Çarşamba günleri  yeni doğmuş kardeşimi de bana emanet eder bir koşu pazara gider ve dönerdi. Bilirdim ki her Çarşamba günü bana pazar dönüşü incecik, pırıl pırıl, yepyeni bir hikaye kitabı gelecek. Sırf bu kitabın hatırına  kardeşimin  ağlamalarına katlanırken zaman bir türlü geçmezdi. Kardeşim de çok minik olduğundan annesinin yokluğunu hemen hisseder annem gelene kadar hep mız mızlanırdı. Bense  acaba bu gün hangi hikaye ile hangi kahramanlarla buluşacağım diye sabırsızlanırdım.

Annemi genelde camda bekler, uzaktan arkasındaki küfeci amcayla köşeyi döndüğünü görünce içimdeki kuşlar yuvalarından birden bire çıkmaya ve şen cıvıltılarıyla ötmeye başlardı. Kapı açılır annem içeri girer, küfeci amca küfenin içindekileri yavaşça kapı eşiğine bırakır ve parasını alır giderdi. Amca bütün bunları yaparken başını öne eğer gözlerini pazar kese kağıtlarından hiç ayırmazdı. Evin eşiğinde  küfeci amcaların hiç birinin yüzünü gördüğümü hatırlamıyorum.

Devamını oku ►

Çocukluğumun Hıdrellez’i…

O6 Mayıs 2013, İstanbul…

Bugün  Hıdrellez..

Çocukluğumuzun büyük heyecanlarından.. Günler öncesinden hazırladığımız anlık dilekler ve  çoğunlukla da gelecek hayatımızla ilgili güzel ,temiz, saf dileklerimizi yazdığımız kağıtları, çizdiğimiz resimleri dualar eşliğinde büyük gül saksılarımızın dibine yerleştirir, dallarına asardık. Sabah ezanından sonra kalkıp dilekleri kontrol ederdik. Eğer dilekler yerinde yoksa kabul edileceğine, eğer yerlerinde duruyorsa umutların bir sonraki Hıdrellez zamanına saklanacağına inanırdık.

Ben hep iki katlı pembe panjurlu ev resimleri çizerdim. Bahçesinde rengarenk çiçekleri olan.  Şimdilerde düşünüyorum da o yıllarda mutluluğun tarifi iki katlı pembe panjurlu evlerdi. Filmlerde, romanlarda kafamıza bu  yerleştirilmişti. Sanki pembe panjuru  olmayan evde yaşayanlara mutluluk haramdı. Yıllar içinde yani büyüdükçe öğrenecekmişiz ki panjur da pembe de ev de bizim beynimiz, gönlümüz ve hayata bakış açılarımızmış.

Devamını oku ►

Ne Çöpmüş….

 

 

25 Nisan 2013 , İstanbul…

 

Facebook ‘ ta bir sayfanın takipçilerindenim. ” Bilimsel Makaleler” adındaki bu sayfa da hem  bilimsel makaleler yayınlıyorlar hem de ilginç projeler hayata geçiriyorlar. Oldukça fazla takipçisi var. 20.000 den fazla ve her gün de git gide fazlalaşıyor. Ben de bu sayfayı takip ettiğimden beri bir çok yeni bilgiye sahip oldum…  “Bilimsel Makaleler” sayfa yöneticileri bir kaç yazımı  sayfalarında yayınladılar. Yazılarıma  okurlardan gelen yorumları takip ediyorum. En son yayınlanan ” Çöpler Yalan Söylemez” adlı yazıma gelen yorumlar beni bir hayli şaşırttı. Bende         ” Bilimsel Makaleler” sayfasında tartışma ortamı yaratmamak için kendi sayfamda bu yorumlar hakkındaki düşüncelerimi paylaşmak istedim…

Devamını oku ►

Kayseri Kete’si…

 

 

Ülkemizin her  yöresinde farklı farklı, leziz yemekler pişiyor ve çoğunun da bir hikayesi oluyor. Bazı yemekler her yörede yapılıyor ancak adları ve sunumları başka olabiliyor.

Kişisel tercihim hep yöresel mutfaklardan yana  olmuştur. Alanya’da  “Külütlü Çorba, Antakya’da  ” İç ” (çok bilinen adı kısır),  Şanlıurfa’da “Yumurtalı Çiğköfte”  veya Akçaabat’ta  “Dible”  yemek başka bir keyiftir. Ben  burada bir çok yörede yediğim ” Kete” den bahsetmek istiyorum. Kayseri li bir arkadaşımın evine ilk gittiğimde ikram etmişti bana kendi yöresinde pişen keteyi. ilk kez yemiyordum. Tadı hemen hemen diğer yediklerimle aynıydı. Ancak güzel ve ilginç bir hikayesi vardı.

Devamını oku ►