Category: Yaşam

Kayboluş…

 

 

 

Hem fiziksel hem de ruhen kaybolduğum bir anımı anlatmak istiyorum. Kısacık bir andı. Ama yaşamımda etkisi büyük oldu.

Annemle Kapalıçarşı’ya gitmiştik. 6 yaş civarında olmalıyım. Gezdik, alışveriş yaptık. Sıra kuyumculara geldi. Galiba altın da alacaktık. Annem vitrinlere baktıkça ben de küçük boyumla benden yükseklerde duran  ışıltılı dünyanın içinde kayboluyordum. Her vitrin başka bir dünya, başka bir kayboluştu. Boyum yetmiyor, vitrinin içindekilerin tamamını göremiyordum.  Sürekli biraz daha yükselmek, bu ışıltılı dünya içine biraz daha girmek istiyordum.

En son alış veriş ettiğimiz kuyumcunun vitrini önünden ayrılırken  annemin elini tuttum. Hala gözümü altınların ve lambaların ışıltısından alamıyordum. Annemle el ele yürüyoruz ancak ben o büyülü,  ışıltılı dünyanın etkisinden çıkamıyordum.

Devamını oku ►

Haram…

 

 

Köpeğini gezdirmeye götürdüğünde bakkalın kızı mutlaka uzaktan seslenirdi.

“Ablacığım, getir de biraz seveyim.”

Her zaman yüzündeki kocaman gülümsemesiyle köpeği sevmek için sabırsızlanırdı.

Köpek de kendisine yöneltilen bu sevgi dolu davete hızla cevap verir ,  sahibinin elindeki tasmayı zorlayarak  bakkalın kapısına doğru heyecanla seyirtirdi.

O gün, kız yine  seslenmişti. Köpek, sahibini çekiştire çekiştire dükkanın kapısında yere çömelmiş kızın iki yana açılmış kollarının arasına atlamaya hazırlanırken birdenbire  gelen canhıraş bir ses hem köpeğin sahibini hem de bakkalın kızını oldukları yere adeta mıhladı. İkisi de bakkalın içinden telaşla çıkan kadına baka kaldılar.

Devamını oku ►

Galiba Yaşlanıyorum…

 

 

Sordum, soruşturdum. Geçmişe özlemler çoğalıyorsa, “Bizim zamanımızda,” diye başlayan cümleler kurmaya başladıysak ya da bir şarkıyla kendimizi anılarımızın içinde buluyorsak artık yaşlanma eğilimindeymişiz. Bir de kokular. Nereden çıkıp geldiğini anlayamadığımız bu kokular bizi peşine takıp, bazen mutlu bazen de hüzünlü anılarımızın içine çekiveriyorlar.

Dün akşam bir hasta ziyaretine giderken bahçeli apartmanların sıralandığı bir sokaktan geçiyordum. Çocukluğumun kahramanlarından, Anadolukavağı’ndaki bahçemizin asırlık çam ağacının bire bir aynı kokusu birden beni sarıp sarmaladı.

Devamını oku ►

Çıplak Tavuk….

 

 

Annem ve babam aynı iş yerinde çalıştığından çoğu zaman yıllık izinleri denk düşmüyordu. Biz genellikle annem ile beraber köye giderdik. Yine böyle bir tatil sırasında babam, sürpriz yapıp birkaç günlüğüne yanımıza gelebilmişti.

O gün kümesten bir tavuk çıkardılar. Oracıkta kestiler; tüylerini yoldular. Büyükçe bir oda olan mutfaktaki beyaz badanası yer yer kararmış, içinde kara kara odunları olan bir ocağın yanına geldik. Yolunmuş tavuğu baş aşağı sallandırarak ayaklarından tutan üvey babaannem; bir tencerenin içinde sıcak suyla yıkanmasını söyledikten sonra tavuğu tezgaha bıraktı. Ocağın başına geçen kadın, odunları kenara koyduktan sonra yerdeki sepetin içinden aldığı çalı çırpıları tutuşturarak kocaman bir ateş yaktı. Ateşin ilk kıvılcımlarıyla beraber duyduğum çıtırtı hala kulaklarımdadır. Alevlerin çalılar arasında dans eder gibi birbirinin üzerinden atlayarak yükselmesini izlemek bana bir oyun gibi gelmişti. Gözlerimi alevlerden ayıramıyordum. Sonra tutuşmuş çalıların üzerine odun parçaları, en üste de kenara alınmış kara odunlar kondu.

Devamını oku ►