Herkes gibi bende ilkokul öğretmenimi yaşım kaç olursa olsun unutamam. İlkokul birinci sınıfa başladığım zaman yaşım dolmadığı için 10 gün yüzünden bir yıl
kaybetmek durumundaydım. Ama annem kız çocuğu olmam sebebiyle mutlaka bu 10 gün yüzünden yıl kaybetmemem gerektiğini, mutlaka okula başlamam gerektiğini söyleyip duruyordu. Bunun sebebini o zamanlar anlayamıyordum. Sonlaraları anneme sorduğunda ” ne bileyim kızım sene kaybetmeni istemedim, kız çocukları erkenden büyür, gelişir, belki sınıfta falan da kalırsın, senden küçüklerin arasında iri yarı kalmamanı istedim ” diye açıklamıştı.
İlkokul Öğretmenim…
Kaçık Çorap…
İnsan hayatının akışını bazen hiç akla hayale gelmedik bir olay tamamen
değiştirebiliyor. Öyle bir şey yaşanıyorki ilerideki yaşamımızı farkında olmadan kökünden başkalaştırıyor. Böyle hissetmemi sağlayan hikayeyi dinlediğim zaman bir ” kaçık çorap” ın bir kadının yaşamını nasıl değiştirebileceğini ve bambaşka bir hayat yaşayacakken bir başka hayatın içinde olabileceğinin tanığı oldum.
Hikayemiz 55 yıl kadar öncesine dayanıyor. İstanbul’un mutena semtlerinden birinde başlayıp bir arabalı vapurda sona eriyor.
Bankta Bir Gün…
Kız arkadaşlarımızla toplaşıp klasik dertleşme gecelerimizden birini daha yaşayıp kah dertlenip, kah neşelenip , gülüp, ağladıktan sonranın
sabahında da aramızdan birinin doktor randevusu olduğundan erkenden kalkıp yollara düştük. Bu arada evde canı sıkılmaması için köpeğimi de havanın o gün eskilerin deyimiyle limonata gibi olmasından dolayı gezmesi ve havanın nimetlerinden faydalanması için yanıma aldım.
Gideceğimiz doktorun muayenehanesi Kadıköy’den Moda’ ya doğru giden cadde üzerindeydi. Bilmeyenler için söylemek gerekirse bu yol Kadıköy-Moda arasında çalışan nostaljik tramvayın da geçtiği, yolun ortasında sağlı sollu oturup soluklanabileceğiniz bankların olduğu, bazen şanslıysanız müzik dinletilerine , kukla gösterileri ve mim sanatçılarına da rastlayabileceğiniz , mağazalar ve yiyecek dükkanları ile çevrili çok renkli, canlı, günün her saatinde kalabalık olan bir caddedir.
Sadece Sevmiş…
Aynı fabrikada yolları kesişmiş iki arkadaşlardı. Biri fabrikanın muhasebe diğeri ise
personel departmanında görevliydiler. Sevinç’in mutsuz olmasına rağmen biricik kızı hatırına sürdürdüğü bir evliliği vardı. Eşi herkes tarafından sevilen, toplum içinde sayılan, eğitimli, ekonomik durumu düzgün, iyi bir aileye mensup bir adamdı. Kendisi de muhterem bir anne ve babanın tek evladıydı.
Mehtap ise babasının ölümünden sonra tek çocuk olduğu için annesiyle birlikte yaşayan, mütevazi, neşeli, hayattan zevk almasını bilen, hayatın kendisine çizdiği role itiraz etmeyen, hiçbir hırsı olmayan bir insandı.




Son yorumlar