Eminönü…

 

Bugün günlerden Eminönü… İstanbul’da yaşamanın dayanılmaz keyfi..

Burada yaşıyorsanız sorun yok. Her daim bu keyfi yaşayabilirsiniz. Ama bu şehirde misafirseniz yapacağınız işler listesinin üst sıralarına  bir tam gününüzü ayıracağınız Eminönü gezisini ekleyin derim.

Bugün günlerden Eminönü’ydü. Şehir dışından gelen misafirim sabahın erken vakti Üsküdar’dan bindirdiğim vapurda martlarla kucaklaştı. Ne yalan söyleyeyim  uzun zamandır vapur yolculuğu yapmamıştım. Bu yüzden bende pek keyiflendim.  Bana asıl sürpriz olan misafirimin evden parça ekmekleri bir poşete doldurup, vapurumuzun iskeleden ayrılmasının ardından beş dakika sonra sert esen rüzgara rağmen  açık alandan martıları beslemesiydi. Meğer gerçekleştirmeyi çok istediği bir hayaliymiş.

Devamını oku ►

Bozaaaaa…

 

 

Bozaaa …

Mutfakta  sahlep yaparken duyduğum bu ses beni çocukluk yıllarıma geri götürdü… Perdeyi araladım. Elinde güğümün ağırlığıyla zor yürüyen cılız bir adam…

Eskiden kış akşamlarında saat 21.00 civarı tenceremizi masa üzerine koyar bozacının geçmesini beklerdik. Ne tesadüf bu gece  10 yıldır oturduğum mahallede ilk kez rastladığım bozacı da saat 21.00 de geçti sokağımızdan.

Yeni yılın ilk sürprizi oldu….Geçmişle beni kucaklaştıran…

 

Oya ENGİN/01.01.2014 İstanbul

Yeni Yıl…

 

 

Ben her yılbaşı gecesini evde, ailecek,  gelen misafirlerimizle beraber karşılamaya hazırlanan bir çocukluktan geliyorum. Yeni yetişme çağımızda günler öncesinden bizi saran heyecan 31 Aralık akşamı saat 20.00 sularında zirve yapar sonra da gece 24.00 te en büyük eğlencemiz televizyonda bir yıl boyunca merakla beklenen dansöz Nesrin Topkapı’nın  kıvrak , sade ve  vakur dansıyla son bulurdu.  Genellikle de bir kaç dakika süren, adeta nefeslerimizi tutarak izlediğimiz gösteriden hiç kimse memnun kalmazdı. O yıllarda tek  kanallı televizyon  senede bir kez yılbaşı gecesi  için büyük bir lütuf yapar ve dansöz izlememize izin verirdi.

Devamını oku ►

Büyülü Aşk

 

 

Onu ilk kez  evine nüfus sayımı yapmaya gittiğimde görmüştüm. Sayım yapacağım  ikinci sokak ,  cumbalı İstanbul evlerinden oluşmuş buram buram eski kokan, zemindeki paket taşları yer yer yıpranmış ,güneşin de yansımasıyla parlayan  daracık bir  çıkmaz sokaktı.

Sokağın başındaki ilk evde karşılaştım Saniye Teyze ile… Yoldan biraz daha içerlek kalan bahçe kapısını iterek içeri girdim. Fazla büyük olmayan bir bahçeydi. Orta yerde eski ahşap bir masa, her biri başka model dört iskemle,  çeşitli boylarda  plastik kaplar gelişi güzel sıralanmıştı. Bazılarına  mevsim çiçekleri ekilmişti. Yarı sararmış yarı kurumuş bitkiler son demlerini yaşadıklarını bildiklerinden inatla yaşama tutunmuşlar, büyüyemeyeceklerini bilmelerine rağmen filizler vermişlerdi. Gülümsedim. Yaşama sevinci bu olsa gerek..

Yaklaşmakta olan kış mevsimi için hazırlandığı belli  odun  yığınının arasından geçerek evin kapısına geldim. Kapının hemen önünde  paspasın üzerinde bir anne kedi palazlanmış yavruları  ile birlikte Ekim ayının ılık tatlı güneşine kendilerini bırakmışlar uyukluyorlardı.

Devamını oku ►