Cilveli Kahve…

 

Kahve benim yaşamımda önemi olan bir içecek…

Hani olmazsa olmazlar var ya, işte ondan.  Ben tek tip kahve içenlerden değilim.. Elbette Türk Kahvesi favorim ama diğer aromalara da  ı- ıh demem.. Örneğin  Antakya’dan getirttiğim  “Kaküleli Arap Kahvesi”  evimde sıkça bulunur.. Keza “Sakızlı Kahve” de öyle… Sakızlı Kahveyi  bazen kendim de üretirim…  İçerken de kaparım gözümü; Alaçatı’nın dar sokaklarına atarım kendimi… Koklarım fincandan tüten mis gibi  sakız karışmış  buğuyu…

Kış mevsimi  Cunda’da ya da Küçükkuyu’da  o güzelim kahvehanelerde ”Dibek Kahve ” içmek de başka bir keyif… Gerçi dibek; bir kahve aroması değil,  bir öğütme şekli ama lezzeti bir başka işte. Neden kış mevsimi derseniz, yazlık yöreleri kışın gezmeyi çok seviyorum… Çevreyi daha rahat gezebiliyor, mekanların tadını daha fazla çıkarabiliyorum. O yanlızlık ve terkedilmişlik kokusu her yere sinmiş oluyor. Canlanma umudunu ayağımın bastığı,  gözümün gördüğü her yerde hissedebiliyorum. Sokak hayvanları daha bir sokulgan, esnaf daha bir istekli oluyor.  Issız sahillerde denizin güçlü dalgalarını dinleyerek uzun yürüyüşler bana iyi geliyor.

Devamını oku ►

Mustafa Kemal ATATÜRK…

 

10 Kasım…

Ulu önder Mustafa Kemal Atatürk ‘ü bedenen sonsuzluğa uğurladığımız gün.

Öğrenciler bilir. Okul yıllarında Kasım ayında çeşitli törenler yapılır. Atatürk’ün hayatından çeşitli kesitler  öğrencilere aktarılır ve O’ nu anlamaları sağlanır. Genellikle yaptığı savaşlardan, inkılaplardan bahsedilir. Şiirler okunur, yarışmalar düzenlenir, toplantılar, sevdiği şarkılar gibi etkinlikler yapılır. Benim öğrencilik yıllarım çok gerilerde kaldı, şimdi yapılan anma törenlerini bilemiyorum ancak katıldığım her törende en çok O’nun  askeri dehası üzerinde durulurdu. Komuta ettiği savaşlar, silah arkadaşlarıyla gösterdikleri kahramanlıklar, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kuruluş aşamaları, Cumhuriyetin ilanı, devrimler, bu devrimlerin toplum yaşamına yansımaları, bir büyük değişimi anlatırlar. Ve nihayetinde 10 Kasım 1938 tarihinde Atatürk’ün vedasına gelinir.

Devamını oku ►

Bira ve Patatis…

 

 

Demet bir an önce dosyalarını toparlayıp ofisten çıkmak istiyordu. Bir sürü aksilik üst üste gelmiş, bir de sekreteri ofis içinde geçirdiği bir kaza sonucu ayak bileğini incitmişti. Bir süre bazı işleri yanlız yürütmesi gerekeceğinden canı bir hayli sıkkındı..

Bilgisayarını kapatırken direkt telefonu çaldı. İsteksizce açtı. Bir erkek kendisine adıyla samimi bir tonda hitap ediyor, hal hatır soruyordu. Tanıyamamıştı, “kimsiniz” dedi. Erkek kendisini tanıttı.

-Ben Barış Acar.. Sizinle bir mesele hakkında yüz yüze görüşmek istiyorum.

Devamını oku ►

Çay Bahçesinde Düşünmeler…

 

 

Bu sabah çok güzel bir hava var İstanbul’da. Güneş sıcacık parlıyor. Hafifçe esen ama üşütmeyen tatlı bir rüzgârın eşlik ettiği… Paşabahçe’de kılpayı kaçırdığım otobüsün ardından baka dururken aklıma sahildeki çay bahçesine gitmek geldi. Severim ben çay bahçelerini. Ama yalnız gitmeyi seviyorum. Neden bilmiyorum. Yanlızlık  bazen tedavi edici olabiliyor. Canım sıkkın biraz. Yeni bir hastane süreci beni bekliyor gibi. Derler ya hasta mısın, hasta mı bakıyorsun?  Hasta bakmak da insanı yoruyor. O hasta, bu hasta, komşu hasta, arkadaş hasta… İşte bir cenaze. Çay bahçesine giden yol caminin hemen yanından geçiyor. Of..Zaten sıkkınım. Başımı öne eğiyorum. Cenaze yakınlarıyla göz göze gelmeden, parmaklarımın ucuna basar gibi sessizce aralarından süzülüyorum. Ağlayanlar gözüme çarpıyor. Keşke gelmeseydim. Neşem iyice kaçtı.  Kalabalıktan sıyrılınca uzaklara bakıyorum. İskele önümde. Birden geri dönüyorum. Karşıdaki pastaneye koşar adımlarla girip çabucak bir portakallı kurabiye alıyorum. Kurabiye yemek bana her zaman iyi gelir.

Devamını oku ►