Yeni Yıl Mektubu…

 

 

Hayatımızdan bir bölümü daha arşivlemek üzereyiz. Yeni yıla girerken bir önceki yıla ait anıları sarıp sarmalayarak öncekilerin yanına koyacağız. Bu anıların bazılarını  hatırladığımızda mutlu olup, bazılarını da unutmak isteyeceğiz. Unutmayı belki başaracağız belki başaramayacağız.

Birkaç yıldır yeni yıla girerken bir mektup hazırlıyorum.  Bu mektuba  gelecek yıldan beklentilerimi bir liste halinde yazıyorum. Bazen yanına numaralar koyduğum maddeler oluyor, bazen virgüllerle birbirinden ayrılmış kocaman bir paragraf. Mektubumu da her an görebileceğim bir yerde tutuyorum ki sık sık okuyup dileklerimi evrene hatırlatayım.

Devamını oku ►

“Anadolu Yakası”nın En Büyük Kitap Şenliği…

atasehir-afisİstanbul “Anadolu Yakası”nın en büyük kitap şenliği… 20 Aralık 2016 Salı günü saat 10.00 ‘ da “Tarihi Yarımada”yı anlatan yarım saatlik bir sahne performansı yapacağım… 20 ve 27 Aralık 2016 tarihlerinde şenlik alanında imza günü etkinliğim olacak.

 

 

Oya ENGİN/13 Aralık 2016, Ataşehir

Ters Kanguru…

 

Sırt çantasını son kez kontrol etti. Eliyle tarttı, oldukça ağırdı.  Ayakkabılarının bağcıklarını bağlarken bir yandan da düşündü. “Sırt çantasını icat edene ne kadar teşekkür etsek azdır.”   Montunu sırtına geçirdi, ellerini ceplerine soktu. Cebinde buruşuk bir beş lira buldu.  Parayı evirdi, çevirdi.  “Dolmuşa veririm,” diyerek yeniden cebine koydu.  Tıkış tıkış dolu olduğundan kalıp gibi duran çantasını yerden aldı, kollarından geçirerek sırtına taktı. Yerinde birkaç kez zıplayarak çantayı iyice yerleştirdi. Artık hazırdı. Kapının yanındaki dolabın üzerinden anahtarını alırken duvardaki aynada gözlerine baktı bir süre. Bugün bir başka mı parlıyorlardı ne? Sonra sırtında kambur gibi duran çantasına takıldı bakışları. Yan dönerek kendine baktı bir süre. “Ters dönmüş kanguru gibiyim,” dedi. “Ters kanguru yollarda …” diye hınzırca gülerek kapıdan çıktı.

Devamını oku ►

Bodrum ve Dereotu…

 

 

Kırk dördüncü yaş günümü kutlamaya birkaç gün kala yine  Bodrum’dayım. O zaman ki durağım Yalıkavak. Kalacağımız ev bahçe içinde iki katlı bir villa. O kadar çok seviyorum ki ben kendisinden saray diye de bahsedebilirim. Bodrum’da bana her yer saray çünkü. Bize alt kat düştü. Zira evin üst katında ki kendi aramızda henüz tanışmadan önce şahsından  “Beyefendi” diye söz ettiğimiz, sonradan çok iyi dost olacağımız, şimdi kulakları çıngır çıngır çınlasın; İstanbul’lu bir ağabeyimiz oturmaktaydı.  Sarayın bahçesinde iki zeytin ağacı vardı. Başka ağaçlarda… Nedense zeytin ağaçları kalmış aklımda. Diğerlerini düşünüyorum, bulamıyorum. Demek ki bana her ev saray, her ağaç zeytin ağacı… Bir de sarı tüylü kedi Cavit var.  Birden bire ortaya çıkıp, himayeme girdikten sonra sarayın bahçesinden hiç biryerciklere ayrılmayan, bahçedeki konumunu kademeli olarak evin içine taşımayı başarabilen Cavit.

Devamını oku ►