Masal: Evini Kaybeden Kuş

 

 

Bir varmış bir yokmuş evvel zaman içinde kalbur saman içinde develer tellal, pireler berber iken ben babamın beşiğini tıngır mıngır sallar iken kocaman bir şehirde yaşayan minicik, sevimli mi sevimli  bir Serçe kuşu varmış. Bu tatlı kuşun adı Serçecikmiş.

Serçecik;  kocaman şehirdeki bir mahallede yemyeşil yapraklı güzel bir ağacın üzerindeki evinde ailesi, komşuları, akrabalarıyla bir arada mutlu mutlu yaşıyormuş. Ağaç evleri o kadar güzelmiş ki hele ilkbahar geldi mi; mis kokulu taze yapraklar arasında arkadaşlarıyla saklambaç oynamak en büyük eğlenceleriymiş.

Bir sabah henüz uykusunun en tatlı yerindeyken büyük bir sarsıntıyla uyanmış. Yuvalarının bulunduğu ağaç evleri şiddetli bir şekilde sallanıyormuş. Sallanırken de bir sağa bir sola doğru eğiliyormuş. Serçecik yatağından kalkıp dalların arasından aşağı doğru bakınca bir de ne görsün?

Evlerinin altında homurtular çıkararak çalışan korkunç bir iş makinesi varmış. Uyku sersemi bile olsa Serçecik anlamış ki, yuvalarının olduğu ağaç evleri kesilmek üzereymiş. Annesi telaşla babasını ve kardeşlerini uyandırarak yuvadan uzaklaşmaları gerektiğini söylemiş. Hep birlikte eşyalarını toplarken ağaç büyük bir gürültüyle yana doğru devrilmiş. Ağacın kocaman güçlü gövdesi, rüzgârda nazlı nazlı sallanan yaprakları, üzerinde oturdukları ince dallar şimdi yerdeymiş. Ağaç evleri devrilirken Serçecik son anda kendini yapraklardan dışarı doğru atarak kuvvetlice kanat çırpıp oradan uzaklaşabilmiş. Onunla birlikte ağaç evde yaşayan onlarca kuş da kanat çırpıp dalların yaprakların arasından kaçmaya çalışmışlar. Bazı kuşlar dalların yaprakların arasında sıkışmışlar, bazı kuşlar yaralanmış.

Serçecik uzaktan ağaç evlerinin yanındaki diğer ağaçlarında sırayla kesildiğini görmüş. Tüm kuşlar böylece ağaç evlerini kaybetmişler. Bazı kuşlar aileleriyle birlikte oradan uzaklaşıp kendilerine yeni bir yuva aramak için yola çıkmışlar. Bazı kuşlar yaralı akrabalarını, komşularını iyileştirmek için orada kalmışlar. Ortalık toz duman içindeymiş. Kısa bir süre sonra kesilen tüm ağaç evleri bir kamyona yükleyip götürmüşler.

Serçecik etrafına bakmış. Ağaç evlerinin bulunduğu yerde şimdi kocaman hüzünlü bir boşluk varmış. Yerlerde yuvalardan düşen eşyalar, yavru kuşların oyuncakları, yiyecek parçaları, kırılmış dallar, kopmuş yapraklar varmış. Bazı kuşlar ağaç dallarının arasında oturmaya devam etmişler. Nereye gideceklerini bilmiyorlarmış.

Serçecik ailesini aramış, ama görememiş. Biraz dalların arasında oturup beklemiş. Ama ailesinden hiç kimseyi ortalarda yokmuş. Gece olunca yavaş yavaş solmaya başlayan bir yaprağın altına kıvrılıp uyumayı denemiş. Gözüne bir türlü uyku girmemiş. Ağaç evleri üzerinde geçirdikleri mutlu ve huzurlu günler, arkadaşlarıyla oynadıkları heyecanlı oyunlar aklından hiç çıkmıyormuş.

Sabah güneş doğarken yaprağın altından çıkmış, bakmış ki orada kendinden başka hiç kimse kalmamış. Karnı da çok acıkmış. Biraz yiyecek bulmak için kanat çırpıp karşı apartmandaki balkonları dolaşmaya karar vermiş.

İlk balkona gitmiş, orada hiçbir şey bulamamış. İkinci balkona gitmiş orada kocaman bir Alakarga oturuyormuş. Alakarga Serçeciği görünce merakla sormuş.

“Birine mi baktın”

“Ailemi kaybettim. Evim de yok. Karnım da çok acıktı”

Alakarga Serçeciğin durumuna çok üzülmüş. Ona yardım etmek istemiş.

“Üzülme, aileni buluruz. Önce karnını bir güzel doyuralım”

Serçecik sevinmiş. Hem ailesini bulacak hem de karnını doyuracakmış.

Alakarga “Gel bakalım seni Pamuk Ninenin penceresine götüreyim. Orada her zaman yiyecek bulunur”

“Pamuk Nine de kim?”

“Çok iyi bir insan”

“Ama bizim ağaç evimizi de insanlar kesti”

“Her insan bir olmaz. Pamuk Nine kuşların en güvendiği insanlardan biridir. Onun adı gibi pamuktan bir kalbi var. ”

Serçecik; Alakarganın peşine düşmüş; birlikte kanat çırpıp aşağı mahalledeki bir evin penceresine konmuşlar. Gerçekten de pencerenin kenarında leziz yiyecekler varmış. Neler yokmuş ki? Buğday taneleri, ekmek kırıntıları, bulgurlar, susamlar, bir dilim de kek…

Serçecik bu yiyecekleri görünce gözleri ışıldamış.

“Ooooo ! Burası tam bir ziyafet sofrası. Hemen yiyebilir miyim?

Alakarga “Tabi yemek için geldik. Ben sabah yedim ama şu kek dilimi hiç fena durmuyor” demiş.

Birlikte güzel bir kahvaltı yapmışlar. Diğer pencere kenarında bir tas içinde su varmış. Serçecik biraz da su içmek istemiş. Su tasına eğilince suda kendi yüzünün yansımasını görüş. Kendi yüzüne bakınca kardeşlerinin yüzü gelmiş aklına. Onları şimdiden çok özlemiş. Yeme içme işleri bitince Alakarga Serçeciği biraz ileride bulunan küçük bir parka götürmüş. Orada birkaç tane küçük ağaç varmış. O ağaç üzerinde yaşayan kuşlara Serçeciğin ailesini görüp görmediklerini sormuşlar. Hiç kimse görmemiş.

O gün ve sonraki günler hızla geçmiş.   Alakarga ile Serçecik artık arkadaş olmuşlar. Her sabah Pamuk Ninenin penceresine gidip güzelce karınlarını doyuruyorlarmış. Sonra da çevredeki ağaçları gezip Serçeciğin ailesini arıyorlarmış. Ama gittikleri her ağaç evden eli boş dönüyorlarmış.

Bazen eski ağaç evlerinin olduğu yerden geçiyorlarmış. Kesilen ağaçların yerine kat kat beton binalar yapılmaya başlamış. Bir zamanlar yemyeşil olan o yerler şimdi gri sevimsiz binalarla çevrilmiş.

Aradan uzun bir zaman geçmiş. Serçecik ailesini bulma konusunda umudunu hiç kaybetmemiş. Onlarla mutlaka kavuşacaklarını biliyormuş.

Bir gece Serçecikçok güzel  bir rüya görmüş. Rüyasında kardeşlerinden biri Pamuk Ninenin penceresinde yemek yiyormuş.  Sevinçle uykudan uyanmış. Güneşin doğuşunu sabırsızlıkla beklemiş. Alakargaya bile haber vermeden doğruca Pamuk Ninenin penceresine gitmiş. Bir de ne görsün? Kardeşlerinden biri orada yemek yiyormuş. İki kardeş sevinçle kucaklaşmış.

 

Konuşmaya başlamışlar. Serçecik kardeşinin başına gelenleri duyunca çok üzülmüş. Çünkü evlerinin kesilmesinden sonra meğer o da kaybolmuş. Kaybolduğu gün birkaç haylaz çocuğun eline düşmüş. Onu bir kafese koymuşlar. Kafesin içindeyken bazı tüylerini yolmuşlar. O zaman canı çok acımış. O kafesin içinde tutsak olduğunda hep özgürce kanat çırptığı anları özlemiş. Hep ailesiyle birlikte geçirdiği güzel anıların hayaliyle bu zorluklara dayanmış. Her gece kafesinin içinden gökyüzünü izlemiş. Yıldızlara, ay dedeye haber yollamış. “Beni bu kafesten kurtarın, ailemi bulmama yardım edin” diye… Bir gün bir mucize olmuş.  Eve temizlik yapmaya gelen bir kadın kafesi balkona çıkarmış ve kapısını gizlice açıp onu salıvermiş. Böylece Serçeciğin kardeşi özgürlüğüne tekrar kavuşmuş ve kısa bir süre sonra ailesini bulmuş.

İki kardeş yeniden kucaklaşmışlar ve hemen Alakarganın yanına gitmişler. Alakarga da Serçeciğin kardeşini bulamasına çok sevinmiş.

Serçeciğin kardeşi yeni evlerini artık biraz uzakta, yüksek yüksek beton binaların olmadığı,  evlerin bahçelerinde hep ağaçların olduğu bir mahallede bulduklarını anlatmış. O mahallede ağaçlara o kadar değer veriyorlarmış ki geçen gün gelen bir iş makinesinin mahalleye girmesine izin vermemişler.

Serçecik kardeşinin anlattıklarını heyecanla dinlemiş.

“O zaman yeni ağaç evimizi bir daha kaybetmeyeceğiz”

“Galiba bu sefer öyle olacak. Bizim yuvamızın olduğu ağacın sahibi ağaçları çok iyi koruyor ve kesilmelerine asla izin vermiyor. Üstelik sık sık fidan dikme etkinliklerine katılıyor”

Serçecik “Yaşasın! Yeni yuvamızda evimizi kaybetme tehlikesi olmadan yaşayabileceğiz demek ki” diyerek kanatlarını birbirine sürterek yerinde neşeyle dönüp durmuş.

Onun bu neşesi kardeşiyle Alakargaya da bulaşmış. Hep birlikte Serçecik ve ailesinin yeni evlerini görmek için hızlıca kanat çırpıp mutlu kuşların yaşadığı mahalleye doğru uçmuşlar.

 

Onlar ermiş muradına biz çıkalım kerevetine.

Gökten 3 yaprak düşmüş. Biri bu masalı okuyanların başına biri ağaçları kesmeyenlerin başına sonuncusu da benim başıma…

Yeşilimiz bol, keyfimiz tam olsun.

Oya ENGİN/25 Haziran 2021, Beykoz

 

 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.