Yıldız Bahçeleri

Sosyal Butonlar

 

Uzun zamandır kullanmadığı bisikleti düştü aklına o sabah. “Limana inip bir kahve içeyim,” diye içinden geçirirken. Hep yürüyüş, hep yürüyüş…  Pedal basmayı özlemişti. “Hem bisikletimin de gönlünü almış olurum,” diye düşündü. Üzerini değiştirmek için gardrobunun kapağını açarken yedi yaşına bastığı gün amcasının hediye ettiği üç tekerlekli kırmızı bisikleti geldi gözlerinin önüne. Karmakarışık zihni yeni bir oyun bulmuştu. Bir şeyi ararken kıyılara kenarlara saklanmış anılar görüntü olarak karşısına dikiliveriyordu. İşte şimdi de ilk bisikleti ceketlerin ardına saklanmış, hınzırca kırmızı kırmızı gülümsüyordu.

Hayatına girdiğinden beri hep arası iyi olmuştu bu araçla. O kadar sevmişti ki “Okula da bisikletimle gideceğim,” diye tutturunca çareyi yazlık eve götürmekte bulmuştu annesi. Önceleri çok bozulmuştu en sevdiğinden ayrılmaya, sonra alışmış, yazları iple çeker olmuştu. Yıllar geçtikçe kendi gibi bisikletleri de büyümüştü. Üç tekerlek iki tekere düştü zamanla. Renkleri de değişti. Pembe oldu bir dönem. Süsler takıldı orasına burasına. Sonra sadeleşip, solgunlaştı. En son beyazda karar kıldı. Yaş aldıkça daha az biner oldu. Biraz kilolar, biraz diz ağrıları biraz da kuruntular.

Ege’de küçük bir sahil kasabasındaki babadan kalan yazlık ev kurtarıcısı olduğundan beri yeniden haşır neşir olmuştu bisikletle. Bu kez başa dönmüş, üç tekerleklisinden almıştı kendine. Arkasında ufak bir sepeti olanlardan. Her perşembe kurulan köy pazarından aldığı nevalelerini koyabileceği. Bazen biraz börülce, bazen badalan fasulye, bazen de kereviz. Sonra bir odun ekmeği, bir kalıp keçi peyniri. Bir bidon süt. Zeytin zamanı bahçesindeki tek ağacın hasadını fabrikaya götürmek için çok işine yarayan.

Yeni alışkanlıkları olmuştu bu kasabada. Emekli memur Ahmet Bey’in ikinci el sattığı kitaplarını yüklediği kamyonetini beklemek için her Salı sabahı aksatmadan limana gitmek gibi. Gençliğinde okuduğu kitapları arardı gözleri yan yana dizilmiş plastik sepetlerin içinde.  Bir gün Kerime Nadir’in Hıçkırık romanına rastlayınca gözyaşlarını tutamamış, Ahmet Bey ve kamyonetin başındaki iki genç kız ne yapacaklarını şaşırmışlardı. Onun için her kitap yeni bir heyecandı. Gerçi eskisi gibi hızlı okuyamıyordu ama ne Ahmet Bey ne de kendisi bu durumdan şikâyetçi değildi.

Üzerini değiştirmiş, kapıyı açmak için elini uzatmıştı ki, duvarda asılı duran çerçevenin içinden bir ses duyar gibi oldu. Torunları mı seslenmişti? Kıpırdamadan çevreyi dinledi. Kuşların sesinden başka bir şey duymadı.

Çocuklar da artık eskisi gibi gidip gelmiyorlardı. Yeni bir adet çıkarmışlar, geçen bayram eline tutuşturdukları torun eskisi bir akıllı telefonla iki de bir görüntülü arama yapıyorlar, adeta yasak savıyorlardı. Bir de bir grup kurmuşlar garip şekilli simgelerle bazen gülerek bazen ağlayarak bazen de kocaman kalpler yollayarak işaretleşiyorlar. Hepsini kabullendi. Çağa ayak uydurmak lazım diye kendi kendine söylendi, durdu.
Bahçeye çıktı. Bir zamanlar babasının kıymetlisi iki kapılı otomobillerinin durduğu garajın artık iyice eskimeye yüz tutan ahşap kapısını zorlanarak açtı. Bisikletini çıkardı. Kapıyı kapatmadı. İki kere açmak bugün ona zor geldi.
“Kızım, beyaz papatyam… Haydi biraz gezelim mi?”
Çocukken annesinin sardunyalarıyla konuşmasına çok gülerdi. O gülerken annesi,”Sen anlamazsın, büyü seni de göreceğiz…” derdi saçlarını okşayarak. İşte, anlaması için artık yeterince büyümüştü.
Beyaz papatyasını limana doğru sürdü. Güneş yazdan kalma bir sıcaklıkla ortalığı kavuruyordu. Sevindi. Böyle havalarda kediler ortalıkta dolanırdı. Liman başındaki börekçinin önünde durdu, bir kutu peynirli börek aldı, sepetine yerleştirdi, pedala bastı.
Liman kedileri bugün keyifliydi. Gezginler dolaşıyorlardı. Kahveler de tek tük müşteriler, uzaklardan bir yerden sızan kızarmış balık kokusu, havaya karışan tavla şakırtıları…
Denizin tam kıyısındaki çay bahçesine oturdu, bir kahve ısmarladı. Bu saatte güneş alırdı bu bahçe, sakin olurdu bu yüzden. Yine fazla müşterisi yoktu, bir iki masa.  Dibek kahvenin ilk yudumu çok iyi geldi. Sakızlı lokuma dokunmadı. Doktor şekerden uzak dur dediğinden beri bazı tatlara veda etmişti. En çok bol cevizli kabak tatlısını özlüyordu. Kahvesi bitti. Börek kutusunu açtı, masanın çevresinde bekleşen kedileri besledi. Garson kız boş fincanı alırken gözlerinin içine bakarak gülümsedi. O anda telefonu titredi. Torunu bir gülücük yollamıştı. O da garson kıza gülümsemek istedi. Kız arka masada oturan müşterilerin yanına seyirtmişti çoktan.
Güneşe döndü yüzünü, baktı bir süre ta ki deniz üzerinde ki pırıltılar gözünü kamaştırana kadar. Yıldızları gördü orada. Gündüz vakti deniz üzerindeydiler.

Çocukluğunun en güzel zamanları yaz gecelerinde balkondaki sedire uzanıp gökyüzüne bakıp hayaller kurarak geçmişti. Yıldız dolu bahçeler yaratmıştı havada asılı duran, içinden kimselerin geçmediği. İşte şimdi o bahçelerdeki yıldızlar güneşe haber vermeden gizlice kaçmışlar, denizin içine saklanmışlar, ona sesleniyorlardı. Gitmeliydi, yıldız bahçeleri taa yukarıdan yanına kadar inmişler, onu çağırıyorlardı. İşte çocukluğundan beri içinde gezmeyi hayal ettiği yıldız bahçeleri birkaç adım ötesindeydi.

Garson kıza el etti. Kahvenin parasını ödedi.  Telefonunu denize doğru çevirdi. Gideceği yıldız bahçelerinin fotoğrafını çekti. İlk kez çektiği bir fotoğrafı birine yollayacaktı. Bir iki denemeden sonra başardı.  Fotoğrafın altına da iki tane gülücük yerleştirdi.  Göndermeden önce biraz bekledi. Yanı başında bir ses duydu. Yine bir anısı saklandığı yerden çıkmış karşısına dikilmişti.

Babaannesinin evinin salonundaydılar. Kapının yanındaki masanın üzeri yiyeceklerle doluydu. Babaannesi başındaki beyaz, kenarları iğne oyalı yemenisiyle başköşedeki koltuğunda oturmuş, çocukları ve torunlarıyla beraber karşıladığı bayramın ilk sabahının keyfini çıkarıyordu.

Telefonunu yeniden eline aldı. Yüklediği fotoğrafı aile grubunda paylaştı. Başını çevirdi, gülümsedi. Babaannesi ayağa kalkmış, kendisini bayram sofrasına çağırıyordu.

 

Oya ENGİN/03 Kasım 2016, İstanbul

One comment on “Yıldız Bahçeleri

  1. semiha diyor ki:

    çok dokunaklı olmuş. kadın çocuk ve torun sahibi ama bir garson kızın gözlerinde ki sevgiye muhtaç. beğendm

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  • RSS
  • Facebook
  • Twitter