Yaşlı Kadın ve Kedi…

Sosyal Butonlar

 

 

Her sabah uyandığında gördüğü ilk şey olan tavandaki lekelerden gözünü ayırmadan yatağında doğruldu. “Badana yapmak lâzım ama kim yapacak?” diye mırıldanarak bacaklarını divandan aşağı sallandırdı. Bir süre yere bakarak kıpırdamadan durdu, elleriyle saçlarını düzeltti,  sonra yeniden  lekelere baktı.  “Kimi bulsak ki?” diye düşündü. Biri ters dönmüş terliğini ayağıyla düzelterek giydi, banyoya gitti.

Yüzünü yıkadıktan sonra doğruca mutfağa yöneldi.  Menfezden giren havayla mutfak buz kesmişti. Ev kaloriferliydi ama faturalar yüksek geldiğinden kombiyi her gün çalıştırmıyordu.  Kalın hırkalar örmüş, eski bir polar battaniyeden kendine sabahlık dikmişti. Kışın bunlarla idare ediyor, kombisini çok soğuk havalarda ya da hastaysa yakıyordu.  Oğlunun verdiği harçlıkları idareli kullanmaya dikkat ediyordu. Bir gün oğluyla gelininin konuşmasına istemeden kulak misafiri olmuş,  duyduklarına çok üzülmüştü.  İki evlatları vardı onların da… Ev taksitleri, yeni aldıkları eşyalar, okul harcamaları… Gelinin annesi de hastaydı. Sık sık memlekete gitmeleri gerekiyordu. Böyle anlarda rahmetli kocasına sitem eder, beş parasız bırakıp gittiği için gönül koyardı.

Demliği ocağın üzerine koydu. Geniş bir tabağa biraz peynir kesti, iki kaşık reçel, bir dilim kara ekmek, birkaç zeytin… İşte değişmez sabah kahvaltısı hazırdı. Doktorlar reçel yemesini yasaklamışlardı ama o umursamıyordu. Çayı demledi, mutfağa yayılan çay kokusunu içine çekti.  Kapalı perdeye gitti eli. Bazen açmayı unutuyor akşama kadar gece mi, gündüz mü bilmeden dolanıp duruyordu.  “Kirlenmiş bunlar da, yıkamak lâzım” diye söylenerek evin tüm perdeleri açtı.

Ocağın alevi, çaydanlığın buharı mutfağın soğuğunu biraz kırdı. Pencere camı buğulanınca kalorifer peteğinin yanına sıkıştırdığı bezle camı sildi.  Temizlenen camın ardında ince ince yağan yağmuru gördü. Su damlaları rüzgârın etkisiyle toz bulutu gibi uçuşuyordu.  İçi ürperdi. Ellerini sabahlığının kol ağızlarından içeri soktu. Gözünde eski filmler canlandı. Şık kadın kahramanlar manşonlarına ellerini sokarlar, üşümeden dolaşırlardı. Keyiflendi bir an. Kapıya doğru döndü,  parmaklarının ucuna basa basa yürüdü.  Birkaç adım attıktan sonra baldırına bir ağrı saplandı.  Yere çömeldi, biraz bekledi.  Ayağa kalkmaya çabalarken dirseğini dolaba çarptı. Can acısıyla yere oturdu. Haline gülmeye başladı. Hem canı yanıyor hem de gülüyordu.

Kahvaltısını isteksizce yaptı. İlaçlarını içti, hâlâ sızlayan dirseğini ovalayarak çay bardağını yeniden doldurdu. İnce bir limon dilimini de bardağın içine bıraktı. Limon diliminin yavaşça bardağın dibinden yukarı doğru çıkışını izledikten sonra pencereden sokağa baktı.

Onu ilk kez o zaman gördü. Sarı tüylü, sevimli bir kedi. Karşı apartmana yeni taşınan genç çiftin  penceresinde oturuyordu.

O gün, sonra ki günler sarı tüylü kedi hep o pencerede oturdu. Kedi, bazen kendisine bakan,  el sallayan, seslenen bu yaşlı kadına doğru başını çeviriyor bazen de hiç oralı olmuyordu.

Bir gün açık kalan pencerenin dışındaki  mermerde otururken gördü kediyi.  Yaşlı kadın telâşlandı,  seslendi. Ama sesi o kadar zayıf çıkıyordu ki kimseye duyuramadı. Kedi sese doğru baktı ve bir adım attı. Bir adım daha atsa aşağı düşebilirdi.  Kadın yalvardı.

“Yok, yok sakın bakma bana. Gelme, dur orada…” Kedi olduğu yere oturdu. Orada kaldı. Uzun bir süre karşılıklı bakıştılar. Sonra  genç kadın geldi, kediyi kucakladı, içeri aldı.  Pencereyi kapatırken yaşlı kadınla göz göze geldiler. Genç kadın el sallayarak perdeyi çekti.

Artık her sabah yatağından kalkar kalkmaz doğru mutfak penceresine gidiyor kediye bakıyordu. Bazen kedi orada olmuyordu. O zaman isteksizce kahvaltısını yapıyor, çayını alıp penceresinin yanındaki sandalyeye oturuyor, kedinin görünmesini bekliyordu.

Zaman böyle aktı geçti. Yaşlı kadın mutfak masasını pencerenin önüne yanaştırmış, artık her işini orada yapar olmuştu. Sebzelerini orada ayıklıyor, bulmacasını masada çözüyor, örgü örüyor bazen de sandalye üzerinde şekerleme yapıyordu.

Bir sabah karşı apartmandaki genç kadın evin tüm perdelerini çıkarttı. Yaşlı kadın çıplak kalan camlardan birkaç kadının eşyaları topladığını gördü. Her yer karmakarışıktı.  Koliler, hurçlar, valizler… Kedi arada bir pencereye çıkıyor sonra tekrar evin içindeki kalabalık arasında gözden kayboluyordu.  Yaşlı kadın hüzünlendi. Belli ki genç çift taşınıyordu.  Kedisi gidiyor muydu? Her sabah hevesle perdeyi açıp kime bakacaktı? Saatlerce hiç konuşmadan kiminle dertleşecekti?

Sırtındaki hırkayı çıkardı. Sonra yeleğini, daha sonra çoraplarından bir çifti, en sonra da pazen pijamasını…  Doktora giderken giymesi için kızının aldığı elbiseyi giyip saçlarına limon kolonyası sürdü. Mantosunu omuzlarına alıp, bastonuna dayanarak merdivenlerden aşağı indi. Sokağa çıkınca biraz sersemledi. En son üç ay önce çıkmıştı dışarı. Kan tahlili yaptırmaya götürmüştü oğlu.  Bir süre derin nefes aldı. Güzel havalarda evinin balkonuna çıkıyordu ama sokakta olmak başkaydı. Küçük adımlarla yürüyerek karşı apartmana girdi, yukarı çıktı. Kapı açıktı, yine de zili çaldı.

Önce genç kadın ardından başka bir kadın göründü.  Peşlerinden de kedi geldi. Kadınlar kapıda duran misafire soran gözlerle baktılar. Yaşlı kadın onlarla ilgilenmedi, eğildi kediye uzandı. Kedi kendisine uzanan ele sürünmeye başladı.

“Yakından daha da güzelmişsin.”

Genç kadın sordu,

“Buyurun, size nasıl yardımcı olabilirim?”

Yaşlı kadın gözlerini kediden ayırmadan,

“Taşınıyor musunuz?”

“Evet, yarın taşınıyoruz.”

Yaşlı kadın o zaman fark etti genç kadının bebek beklediğini.  Bol kazağının da altından belli olan karnının üzerine koymuştu ellerini.

“Kedinizi görmek istedim. O, son zamanlarda benim en sevdiğimdi… Her gün camdan cama arkadaşlık ettiğim…”

Yaşlı kadın cümlenin devamını getiremedi. Mantosunun cebinden buruşmuş bir kâğıt mendil çıkardı.

Kadınlar birbirlerine baktılar.

“Siz bakmak ister misiniz Kontes’e?”

Yaşlı kadın  “ Adı Kontes mi?” diye mırıldandıktan sonra,

“Yanınızda götürmeyecek misiniz?” dedi.

Genç kadın üzgün bir ifadeyle, “Maalesef, bebeğimiz olacağı için eşim istemiyor. Birini de bulamadık verecek. Sanırım sokağa bırakacağız.”

Demek sokakta yaşamak zorunda kalacaktı Kontes. Ev hayvanı olarak yaşamış ama sokağa terk edilmiş bir can olacaktı. Yaşlı kadın derin bir nefes aldı, omuzlarını dikleştirdi, gür bir sesle;

“Ben bakarım Kontes’e”  dedi.

Bastonunu genç kadına verdi, yavaşça eğildi, ayaklarının dibindeki Kontes’i kucakladı. Kediye sımsıkı sarıldı.

“Hemen götürebilir miyim?”

Genç kadının yüzü gölgelendi. Diğer kadın, “Tabi hemen alabilirsiniz” dedi. Genç kadın itiraz etti.

“Yok, son gece de bizimle kalsın, yarın sabah biz bırakırız size.”

Yaşlı kadın, zorlanarak indiği merdivenlerini çabucak çıktı. Eve girince doğru mutfağa gitti. Masayı eski yerine geri koydu. Tabaklarını koyduğu dolabı açtı.  Porselen bir tabak seçti, balkon kapısının yanına yerleştirdi. Kontes yemeklerini burada yiyecekti.

Eski bir yer minderi vardı bir zamanlar. Kızı ayak altında durmasın diye dolabın içine kaldırmıştı. Onu çıkardı, yatağının yanı başına koydu. Kontes burada uyuyacaktı.

Radyosunu açtı. Alaturka çalan kanallardan birinde durdu.  Solistle beraber o da mırıldanmaya başladı.

Akşama doğru ev telefonu çaldı. “Yine reklamcılar arıyor herhalde” diye düşünerek kaldırdı ahizeyi. Oğlu karşısındaydı.  Hal hatır sordular.  İşler iyi gitmiyormuş, bu ay ev kredisini geciktirmişler, kız torun erkek arkadaş bulmuş, gelininin annesinin hastalığı iyice ağırlaşmış.

“Kedi aldım ben.”

“Ne kedisi anne?”

“Sarı tüylü, çok güzel.”

“Anne delirdin mi, sen nasıl bakacaksın kediye? Kendine bakamıyorsun.”

“Niye bakamayacakmışım? Hem kendime bakarım hem kedime.”

“Of anne ya! Ben geliyorum akşama yanına. Nereden aldınsa geri verelim. Bir de kedi masrafı çıkarma başıma.”

“Olmaz, aldım kediyi. Veremem geri.”

“Tamam, tamam geliyorum ben. Hallederiz.”

“Kedi için geleceksen, gelme…”

Telefonu kapattıktan sonra örgü sepetini karıştırdı. Beyaz renkli bir yün çilesi buldu.  Kedisine kıyafet örmeye başladı.  Kontes’in yeni evi eskisi kadar sıcak değildi.

Bir saat kadar sonra kapının zili çaldı. Açmadı. Oğlu sesleniyordu.

“Anne açsana. Ya, niye böyle yapıyorsun? Sen açmasan da ben nasılsa gireceğim içeri.”

Örgüsünü bıraktı. Odasına gitti, yatağına sırtüstü uzandı. Gözü tavandaki lekelere takıldı. Gülümsedi. Lekelerin bazılarının şekli menekşeye benziyordu.

 

Oya ENGİN/23.01.2017, İstanbul…

One comment on “Yaşlı Kadın ve Kedi…

  1. Nurdan Kuru diyor ki:

    Merhaba Oyacigim, cok güzel, yalin ve sürükleyeci. Bir kedinin, yasli bir kadinin yanlizligina, hataya
    bakisina getirdigi pozitif bir enerji cok güzel islenmis. Insan ve hayvan sevgisi!
    Kalemine saglik, tebrik ederim.
    Sevgilerimle

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  • RSS
  • Facebook
  • Twitter