Tag: kedi

Sokak Kedisi…

Mart ayı bazı kediler için heyecanla beklense de sokaklarda yaşayan henüz yavru olmaktan çıkmamış genç kediler için sanırım zorlu bir ay. Neden mi böyle dedim? Kıyılarda köşelerde, araba altlarında, duvar diplerinde başına üşüşmüş erkek kedilerin tecavüzüne uğrayan nice minik yavrularla çok kere göz göze gelmişliğim var. Tecavüz her canlıda galiba aynı etkiyi bırakıyor. Enselerinden ısırılarak etkisiz hale getirilen hayvancıkların bağırışları hep kulaklarımdadır. Yazıya tatsız bir şekilde başlamış olabilirim ancak size bugün başka bir kedi hikâyesi anlatacağım. Hadi bakalım, umarım keyifle okursunuz. Devamını oku→

Çay Gibi…

 

 

Burçe ve Ali  on yıl boyunca hiç karşılaşmamışlardı. İlk kez o gün yüz yüze görüşeceklerdi. Ayrılmalarının ardından bir süre ortak arkadaşları ondan haberler getirmişti.  Başlarda bu haberleri duymayı reddetmiş, sonra merakına yenik düşmüş, hatta istemişti bir şeyler duymayı. Ali’nin hayatında olamayacağına iyice inanınca vazgeçti onun hayatına kulak kabartmaktan. Unutmayı başaramıyordu böyle yapınca. Herkesi tembihledi. Ali ile ilgili hiç bir şey anlatmasındı kimse.

*

Onca yıl sonra bir gece adını yazdı sosyal medya arama butonuna. Aynı soyadlı ne çok Ali vardı. Aradığı bakışları buldu. Değişmişti Ali, gözlük takmış, sakal bırakmıştı. Birkaç fotoğrafı daha vardı. Hakkında kısmını inceledi, ilişki durumuna baktı. Hiçbir şey yazmıyordu.  Eğitim durumuna bakınca “O başardı” diye düşündü.  On yıl öncesini hatırladı. Gerçi hiç unutmamıştı ya…

Devamını oku→

Kedisiz Ülke…

 

 

Ortaokul arkadaşlarımızla akşam yemeği yemek üzere her zamanki buluşmalardan birini gerçekleştirirken “Bu kez nereye seyahat etsek acaba? Hadi Balkan turu mu yapalım?” diye konuşurken İsviçre’de yaşayan arkadaşımızla akıllı telefon marifetiyle kurduğumuz canlı bağlantı sonucu ‘kandırılıyoruz’ ve oracıkta İsviçre’ye uçak biletlerimizi alıveriyoruz.

Hiç birimizin görmediği bir ülke olması, orada bizi bekleyen candan arkadaşlarımızla buluşma heyecanı, Heidi ve Alp dağlarına çocukluğumuzdan  beri sempati duymamız,  gideceğimiz tarihlerde hava şartlarının dört mevsim özelliklerini yansıtmasının ‘kandırılmamızda’ büyük rol oynadığını belirtmek isterim.

Zaman bizim için yavaş ama kendi olağanlığında akıp geçti, seyahat tarihimiz geldi çattı. Sorunsuz bir uçuştan sonra el bagajımızda ev sahiplerimizin memleket özlemini bir nebze de olsa giderecek taze soğanlar, salatalıklar, nane, maydanoz, dereotları ve de her seferinde yiyenlerde ayrı heyecan yaratan kısırımı yapmama yardım edecek  acı biber ve domates salçalarını da sular seller gibi gümrük kapılarından geçirdikten sonra “Hoş bulduk Zürih.”

Devamını oku→

Eleni ve Sevgilisi…

 

 

 

 

Eleni. Çok güzeldir.

Bir o kadar da ağırbaşlı. Hani derler ya,  hanım hanımcık. İşte tam da öyle.

Sessizdir. Hep yere bakar gözleri. Seslenirsen, nazlı nazlı başını kaldırır bakar sana, boncuk yeşili  sürmeli gözleriyle.

Rum bir ailenin yanında büyümüş. Ona Eleni ismini koymuşlar. Mahalleli de pek seviyor. En yakın arkadaşı otoparkçı Oktay. Onun yanından hiç ayrılmaz. Oktay sessiz, efendi, içine kapanık bir delikanlı. Belki de bu yüzden çok iyi anlaşıyorlar. İki sessiz kalp birleşip kocaman bir dünya yaratmışlar. Oktay, ha bire bir şeyler anlatır Eleni’ye. O da başı önünde dinler.

Ofisimin karşısında  ufak bir park var. Bütün gün orada otururlar. Yaz, kış demez yarenlik ederler. Yağmurlu günlerde şeffaf bir şemsiyenin altında buluşur gözleri. Oktay usulca başını okşar Eleni’nin. Ben de uzaktan izlerim bu mutlu tabloyu. Yanlarına gitmek isterim, ama çekinirim. Rahatsız etmek istemem.

Bu sabah fark ettim ki  Eleni kendine bir sevgili bulmuş. Bulmuş da, Eleni’ye bir haller olmuş.  O sakin, sessiz  Eleni gitmiş yerine fingirdek, cilvekeş biri gelmiş. Yürümesi bile  değişmiş.

Devamını oku→

  • RSS
  • Facebook
  • Twitter