Tag: kedi

Kedisiz Ülke…

 

 

Ortaokul arkadaşlarımızla akşam yemeği yemek üzere rutin buluşmalardan birini gerçekleştirirken “Nereye seyahat etsek acaba? Hadi Balkan turu yapalım” derken İsviçre’de yaşayan arkadaşımızla telefon marifetiyle kurduğumuz canlı bağlantı sonucu ‘kandırılıyoruz’ ve oracıkta İsviçre’ye uçak biletlerimizi alıveriyoruz.

Hiç birimizin görmediği bir ülke olması, orada bizi bekleyen candan arkadaşlarımızla buluşma heyecanı, Heidi ve Alp dağlarına çocukluğumuzdan  beri sempati duymamız,  gideceğimiz tarihlerde hava şartlarının dört mevsim özelliklerini yansıtmasının ‘kandırılmamızda’ büyük rol oynadığını belirtmek isterim.

Zaman su gibi akıp geçti, seyahat tarihimiz geldi çattı. Sorunsuz bir uçuştan sonra valizimizdeki taze soğanlar, salatalıklar, nane, maydanoz, dereotlarını ve de meşhur kısırımı yapmama yardım edecek bilumum acı biber ve salçaları da sular seller gibi gümrük kapılarından geçirdikten sonra “Hoş bulduk Zürih.”

Devamını oku→

Yaşlı Kadın ve Kedi…

 

 

Her sabah uyandığında gördüğü ilk şey olan tavandaki lekelerden gözünü ayırmadan yatağında doğruldu. “Badana yapmak lâzım ama kim yapacak?” diye mırıldanarak bacaklarını divandan aşağı sallandırdı. Bir süre yere bakarak kıpırdamadan durdu, elleriyle saçlarını düzeltti,  sonra yeniden  lekelere baktı.  “Kimi bulsak ki?” diye düşündü. Biri ters dönmüş terliğini ayağıyla düzelterek giydi, banyoya gitti.

Yüzünü yıkadıktan sonra doğruca mutfağa yöneldi.  Menfezden giren havayla mutfak buz kesmişti. Ev kaloriferliydi ama faturalar yüksek geldiğinden kombiyi her gün çalıştırmıyordu.  Kalın hırkalar örmüş, eski bir polar battaniyeden kendine sabahlık dikmişti. Kışın bunlarla idare ediyor, kombisini çok soğuk havalarda ya da hastaysa yakıyordu.  Oğlunun verdiği harçlıkları idareli kullanmaya dikkat ediyordu. Bir gün oğluyla gelininin konuşmasına istemeden kulak misafiri olmuş,  duyduklarına çok üzülmüştü.  İki evlatları vardı onların da… Ev taksitleri, yeni aldıkları eşyalar, okul harcamaları… Gelinin annesi de hastaydı. Sık sık memlekete gitmeleri gerekiyordu. Böyle anlarda rahmetli kocasına sitem eder, beş parasız bırakıp gittiği için gönül koyardı.

Devamını oku→

Eleni ve Sevgilisi…

 

 

 

 

Eleni. Çok güzeldir.

Bir o kadar da ağırbaşlı. Hani derler ya,  hanım hanımcık. İşte tam da öyle.

Sessizdir. Hep yere bakar gözleri. Seslenirsen, nazlı nazlı başını kaldırır bakar sana, boncuk yeşili  sürmeli gözleriyle.

Rum bir ailenin yanında büyümüş. Ona Eleni ismini koymuşlar. Mahalleli de pek seviyor. En yakın arkadaşı otoparkçı Oktay. Onun yanından hiç ayrılmaz. Oktay sessiz, efendi, içine kapanık bir delikanlı. Belki de bu yüzden çok iyi anlaşıyorlar. İki sessiz kalp birleşip kocaman bir dünya yaratmışlar. Oktay, ha bire bir şeyler anlatır Eleni’ye. O da başı önünde dinler.

Ofisimin karşısında  ufak bir park var. Bütün gün orada otururlar. Yaz, kış demez yarenlik ederler. Yağmurlu günlerde şeffaf bir şemsiyenin altında buluşur gözleri. Oktay usulca başını okşar Eleni’nin. Ben de uzaktan izlerim bu mutlu tabloyu. Yanlarına gitmek isterim, ama çekinirim. Rahatsız etmek istemem.

Bu sabah fark ettim ki  Eleni kendine bir sevgili bulmuş. Bulmuş da, Eleni’ye bir haller olmuş.  O sakin, sessiz  Eleni gitmiş yerine fingirdek, cilvekeş biri gelmiş. Yürümesi bile  değişmiş.

Devamını oku→

  • RSS
  • Facebook
  • Twitter