Cumhuriyet Bayramı…

 

Pek çok kez Cumhuriyet Bayramı kutlamalarında yürüdüm, etkinliklere katıldım, konser izledim bazen sadece ekrandan seyrettim. Çocukluğumda da mensubu olduğum bando takımıyla  Cumhuriyet Bayramlarında etkinlikler içinde bizzat bulundum. Bu yüzden Cumhuriyet Bayramı kutlamaları benim için çok heyecan vericidir. Bu yıl;  birkaç gün önce haberim olduğu bir etkinliğe katılarak farklı bir kutlama yapmayı planladım. Sevgili bir dost ile yolumuz bu etkinlik öncesinde kesişince hani derler ya “tadından yenmez” işte tam da öyle oldu.

 

Beykozdayız. Akbaba Köyünde.

Burada gelenekselleşmiş bir kutlama töreni yapılıyor. Köy kahvesinin önündeki çay bahçesinde toplanan Akbabalılar, yaşlı, genç, çocuk, kadın, erkek dememiş her yeri doldurmuşlar. Katılımcıların kıyafetleri bayrağımızla öyle uyumlu bir görüntü sergiliyordu ki yer gök kırmızı beyaz olmuştu sanki. Hemen girişte hazırlanan sahnede bir müzisyen canlı olarak marşlar söylüyor,  halkı coşturacak parçalar çalıyordu. Geniş bir ekranda bir önceki etkinliğin video görüntüleri oynuyor, ağaçlara asılmış ay yıldız desenli balonlar arasında ellerindeki kağıt bayrakları sallayan çocuklar koşuşturup duruyordu.

Devamını oku→

38. İstanbul Kitap Fuarı

Merhaba…

 

Bu yıl otuzsekizinci kez düzenlenecek  Uluslararası İstanbul Kitap Fuarında sevgili okurlara buluşmak üzere; sevgiyle kalın.

 

Oya ENGİN, 30 Ekim 2019, İstanbul

8. Sarıyer Edebiyat Günleri

Bu yıl sekizincisi düzenlenen Sarıyer Edebiyat Günleri başlıyor. Ben de kitaplarımla ikinci kez bu etkinliğe katılıyorum.

 

26 Eylül 2019 Perşembe Günü saat 11.00 den itibaren kitaplarım ve ben gün boyu kitapseverlerle birlikte olacağız. Yayınlandığı zamandan beri  geniş bir okuyucu kitlesine ulaşan  Fısıldayan Zeytin Ağacı kitabının devamı olan ve fantastik bir hikayeden oluşan Geçmişten Gelen Hazine ilk kez İstanbul okuyucusuyla Sarıyer Edebiyat Günlerinde buluşuyor. Yolu düşen herkesi beklerim.

 

Oya ENGİN/25 Eylül 2019, İSTANBUL

Gökçeada- Özgür Keçilerin Diyarı

 

Gökçeada ya da İmroz.

Suyun toprakla buluştuğu, rüzgarların coşkuyla estiği, dokuz köyüyle kültürlerin birleştiği, hoşgörünün merkezi, Türkiye’nin ‘’en’’ lerinden bir kaçına sahip bir destinasyon. Bizim için güneşin en son battığı yer, batıdaki en son kara parçamız, en büyük adamız… Çocuk denecek yaşlarda bir kez gittiğim, ıssız sokaklarından ve güzel denizinden başka bir şey hatırlamadığım bir yer.

Kısa bir tatili en iyi şekilde değerlendirmek istediğimiz için hem İstanbul’a yakın, hem de adaya yerleşmiş bir arkadaşımızı da görebilme sevinciyle biz dört gezgin kadın aracımızın rotasını Kabatepe’ye doğru oluşturup yola çıkıyoruz. Üç buçuk günlük bir gezi planlıyoruz. Eylül ayının ilk günleri. Hava raporlarının dediğine göre güneş, tatlı bir kızgınlıkla fazla bunaltmazken geceler de fazla üşütmeyecekmiş.
Kabatepe feribot iskelesi, Çanakkale Savaşları Gelibolu Tarihi Alanı içinde olduğundan biz yola bir hayli erken çıkıyoruz. Amacımız; Gökçeada’ya geçmeden Şehitliği tekrar gezmek. (Ne kadar gezersem gezeyim, her seferinde ilk kez gitmiş kadar heyecanlanıyorum.) Son feribot ile adaya geçeceğimizden yollarda geze geze gidiyor, Trakya köy ve ilçelerinin güzelliklerinden yeterince faydalanıyoruz. Havsa, Keşan, Kavacık…
Gelibolu’ya varıp Şehitliğe çıkıyoruz. 57. Piyade Alayı Şehitliğinden Conkbayırı’na giderken yolda dolaşan tilkilerle karşılaşıyoruz. İlk kez bu kadar yakından bir tilki görüyorum. Araçlardan ve insanlardan hiç korkmuyorlar. Hatta çağırsak kucağımıza atlayacaklarmış gibi bir hisse kapılıyoruz. Conkbayırı şehitlikteki son durağımız oluyor. Güne Atamızın manevi huzurunda, O’nun milletimize bağışlandığı noktada veda ederken sarıp sarmalandığımız duygularla susup kalıyoruz. Devamını oku→

  • RSS
  • Facebook
  • Twitter