50. Yıl Süheyla Artam İlkokulu

11 Şubat 2019 Pazartesi günü İstanbul, 50. Yıl Süheyla Artam İlkokulunda “Fısıldayan Zeytin Ağacı” kitabı hakkında söyleşiye katıldım. Çocukların Kazdağları’na olan ilgisi, kitap kahramanları hakkındaki ilgi ve yorumları çok keyifliydi. Dört oturum süren söyleşimiz sonunda Fısıldayan Zeytin Ağacı adlı kitabımı da imzaladım.

50. Yıl Süheyla Artam İlkokulu öğrencileri ile buluşmamı sağlayan başta okulun değerli müdürü Canatan Gündüz olmak üzere yakın ilgisini esirgemeyen sınıf öğretmenlerine, okul yönetici ve görevlileriyle, tüm katıksız sevgiyle beni kucaklayan öğrencilerine sonsuz teşekkürler.

Oya ENGİN, 12 Şubat 2019, İstanbul

Yok Sana Şeftali…

 

 

Doksanlı yıllar ülkemizde bazı aileler için çok fırtınalı olaylara neden olmuştu.  Dünyada esen bir rüzgarın yıktığı duvarların altında kalmış bir kuşak kadın ülkemize akın akın gelmiş, bizim iç güdülerinin peşinden gitmeye hevesli erkeklerimizin bazılarının aklını başından almıştı. Kimdi bu kadınlar? Tahsil görmüş, genç,  güzel, kültürlü ama parasız Rus kadınlar.

Önce bavullarla Karadeniz kıyılarından başlamışlar sonra bazılarının iştahlarını kabartıp kendilerini bambaşka bir sektörün içinde bulmuşlar hatta her birinin kişiliği, ismi, eğitimi olmasına karşın hepsine toptan Nataşa denmişti.

Uzunca bir zaman gündemi meşgul etmişti bu kadınlar. Bazıları aradan sıyrılıp bir Türk erkeğinin karısı olmuş, bazıları eğlence ve sinema sektöründe  kendine yer bulmuş bir çoğu da zalim çarkın dişlileri arasında kaybolup gitmişti.

Devamını oku→

Avuç Kadar Bir Kedi 11

 

 

Aklım yumakta kalıyor. Onunla oynamak harika bir duyguydu. Ne yapıp edip bir kez daha yumakla oynamalıyım. Bunu kafaya koydum.   Ama önce iyileşmeliyim. İşte bu saat oldu hala iyileşmedim.

İnsan annem mutfakta yemek pişirmeye başladı. Ben onunla hiç ilgilenmiyorum çünkü yeni bir keşfim var. Büyük odadaki topraklar.  Çaktırmadan mutfak kapısından insan annemi gözetliyorum, sularla oynuyor. Bu çok işime geliyor, şu anda meşgul, beni fark etmez.

Patilerimin ucuna basarak büyük odaya giriyorum.  Bu odaya da bir televizyon koymuşlar ama hiç açılmıyor.  O televizyonun arkasında kocaman bitkiler var. Neredeyse bizim denize bakan bahçemizdeki ufak ağaçlar kadar uzunlar. Bu bitkiler geniş kaplardaki toprakların içinde duruyor.  İşte, yeni oyun alanım burası. Bu toprakları eski evimin bahçesinde yaptığım gibi eşeleyebilirim. Üstelik çişimi kakamı da buraya yaparım.  Hatta hemen yapayım.

Devamını oku→

Avuç Kadar Bir Kedi 10

 

 

Halının üzerinde ne kadar uyudum bilmiyorum ama uyandığımda pencereden görünen gökyüzü kararmıştı. Demek akşam olmuş. Çevreme bakıyorum büyük odada tek başımayım. İçeriden televizyonun sesi geliyor. Yavaşça ayağa kalkıyorum, biraz su içmem gerek. Koridordaki su tasıma doğru yürürken birden başım dönüyor. Yarına az kalmış olmalı, sabaha iyileşeceğim. Gerçi kendimi hiç iyi hissetmiyorum ama… Veterinerim iki iğnede iyileşir demişti.

Suyumu içip televizyonlu odaya girdim. İnsan ablam beni görünce kollarını açarak,

-Uyandın mı bebeğim? Diyor.

Bebeğim? Ne tatlı bir kelime. Kulağa da ne hoş geliyor.  Bunu söylerken insan ablam öyle güzel gülüyor ki, koca gözlüklerinin ardındaki gözleri çizgi gibi oluyor.

Bana açılan kollara koşarak gidiyorum. Bir an önce birisi beni kucağına alsın, sevsin, bana güzel sözler söylesin istiyorum. Moralim çok bozuk.

İnsan ablamın kucağında ne kadar yattım bilmiyorum,  derin bir uykuya dalmışım.

Devamını oku→

  • RSS
  • Facebook
  • Twitter