Masal: Sıcak Çikolata Çeşmesi

Sosyal Butonlar

 

Bir varmış bir yokmuş, evvel zaman içinde kalbur saman içinde develer tellal pireler berber, ben babamın beşiğini tıngır mıngır sallar iken uzaklardaki ülkelerde bir köy varmış.

Bu köyde yemyeşil ormanlar, dağlardan gelen buz gibi berrak sular, tertemiz bir hava, ekinler, meyveler, özgür hayvanlar varmış.  Bu köyde yaşayan herkes çok mutluymuş.

Ama okula giden çocuklar herkesten daha çok mutluymuş.  Çünkü okullarının bahçesindeki çeşmenin musluğundan bir sabah aniden sıcak çikolata akmaya başlamış.  Çocuklar bu olağanüstü olaya o kadar çok sevinmişler ki her sabah okula geldiklerinde bu çeşmeden bardak bardak sıcak çikolata içip derslerine öyle başlıyorlarmış.

Sıcak çikolata akmaya başlayınca çeşmenin başında çok yaşlı bir dede oturmaya başlamış. Bu yaşlı dede aynı zamanda bilge bir dedeymiş. Sıcak çikolata içmeye gelen çocuklara çok güzel öğütler verir hikâyeler anlatırmış.   Çocuklara hep iyilik yapmalarını, yalan söylememelerini, sokak hayvanlarına sevecen davranmalarını söylermiş.  Yaşlı Bilge Dede elindeki uzun bastonu ile gece gündüz çeşmenin başında oturur çeşmeye bir zarar gelmemesi için bekçilik edermiş.

Zamanla bu çeşmenin ünü çevreye yayılmış. Herkes bu çeşmeyi merak etmeye başlamış.  Uzak şehirlerden insanlar bu köye akın akın gelmeye başlamışlar.  Dışarıdan gelen kalabalık insanlar nedeniyle köyde hayat çok değişmiş.

Köyün meydanı ve sokakları çok kirlenmiş.  Her yerde çöpler birikmiş. Sokakları süpürmek için köy halkı sabah erkenden kalkıp çöpçüye yardım etmeye başlamış. Gelen misafirleri ağırlamak için herkes kendi yiyeceklerini içeceklerini birbirleriyle paylaşmak zorunda kalmış.  Yatacak yer sıkıntısı başlamış.  Sokaklar çok kalabalık olmuş. Köy halkı ve ortalıkta rahat rahat başı boş gezen hayvanlar bu kalabalık ve kargaşadan çok rahatsız olmuş.

Çeşmenin ününü duyan herkes kendi okullarına da bu çeşmeden yaptırmak istiyormuş. Ama bu çeşmenin sırrını, kaynağını ve nasıl yapıldığını hiç kimse bilmiyormuş.  Gel zaman git zaman çeşmenin sırrını çözemeyince ziyaretçiler azalmış ve köyde yaşam normale dönmüş.

Dönmüş ama karşı köyün çocukları bu sıcak çikolata çeşmesine kafayı takmışlar bir kere.  Bu çeşmenin aynısından kendi okullarının bahçesine de koymak istiyorlarmış.  Geceleri gizli gizli gelip çeşmenin sırrını çözmeye çalışmışlar ama her seferinde yaşlı bilge dede karşılarına dikilip uzun bastonuyla bu haylaz çocukları kovalamış.  Karşı köyün çocukları çeşmenin sırrını çözemeyince çeşmeyi çalmaya karar vermişler.  Ay ışığının olmadığı bir gece çeşmeyi çalıp kendi köylerine götürmek için sözleşmişler.

Tekrar sakin, mutlu, huzurlu günlerine geri dönen köy halkı eski yaşamlarına kaldığı yerden devam ederken çikolata çeşmesinin bekçisi bilge dede aniden hastalanmış. Köyün şifacıları ve doktorlar el ele verip yaşlı adamı iyi etmek için çabalamışlar. İlaçlar hazırlamışlar, çorbalar pişirmişler, vitaminli meyve suları içirmişler.

Köy halkı hastalanan yaşlı Bilge Dedenin yerine çeşmeyi kimin koruyacağını tartışırken okul çocukları “Sırayla biz nöbet tutarız” demişler. Böylece Bilge Dede iyileşene kadar sırayla iki çocuk her gece çeşmenin başında nöbet tutmaya başlamış. Başlamış ama çocuklar bu nöbet işinden çabucak sıkılmışlar.  Bazı geceler nöbet tutmaya gelmiyor bazen de nöbet sırasında çeşmenin yanına kıvrılıp uyuyorlarmış. Soranlara da nöbet tuttuk diye yalan söylüyorlarmış.

Karşı köyün çocukları bunu fırsat bilip çocukların nöbete gelmediği bir gece çeşmeyi çalıp kendi okullarının bahçesine koymuşlar. Koymuşlar ama çeşmeden sudan başka bir şey akmadığını görünce çok şaşırmışlar.

Sabah okula gelince çeşmelerinin çalındığını gören çocuklar çok üzülmüş. Herkes bunu kimin yaptığını araştırırken o gece nöbet tutmaya gelmeyen çocuklar da büyük pişmanlık ve utanç duymuş.

Hemen Bilge Dedeye gitmişler. Çeşmenin çalındığını, ne yapacaklarını bilmediklerini söylemişler.

Yaşlı adam hasta yatağında doğrulmuş;

“Siz çeşmenize sahip çıkamadınız. Oysa onu size emanet etmiştik” diye çok kızmış.

Sonra ilave etmiş; “Çeşmeyi karşı köyün çocukları almıştır. Ben onları bazı akşamlar çeşme başından kovalıyordum. Gidin o köye çeşmenizi alın geri getirin.”

Utançlarından başlarını yerden kaldıramayan çocuklar ertesi sabah ders başlamadan koşa koşa karşı köyün okulunun bahçesine gitmişler. Bir de bakmışlar ki o güzelim çeşmeleri orada duruyormuş. Ama çeşmenin yanında hiç kimse yokmuş.  Üstelik çeşmelerinin musluğu yamulmuş, mermeri de çatlamış.  Çeşmenin gerçek sahiplerini gören okuldaki çocuklar çil yavrusu gibi kaçışıp saklanmışlar.

Sıcak çikolata çeşmesini geri getirip eski yerine koyan çocuklar çeşmeyi tamir etmişler. Etmişler ama çeşmeden artık sadece su akıyormuş. Herkes bu duruma çok üzülmüş. Çocuklar yaşlı bekçi dedeyi dinlemedikleri için çok pişman olmuşlar. Güzelim sıcak çikolata akıtan çeşmelerini kaybetmişler.

Bilge Dede iyileşip okulun bahçesine geri gelmiş. Çocuklar onu sevinçle karşılamışlar. Hep birlikte çeşmenin karşısında durup beklemişler. Bilge dede çocuklara dönüp;

“Gelin bakalım yanıma biraz konuşalım” demiş.

Okuldaki bütün çocuklar yaşlı dedenin yanına oturmuşlar.

Bilge Dede çocuklara sormuş.

“Çeşmenizden yine sıcak çikolata aksın istiyor musunuz?”

Çocuklar hep bir ağızdan “Eveeeeet” diye bağırmışlar.

Bilge dede söze devam etmiş.

“Bu çeşmenin sırrı nedir biliyor musunuz? Bu çeşme hiç yalan söylemediğiniz, kötülük düşünmediğiniz, küçüklerinizi sevip büyüklerinizi saydığınız, görevlerinizi eksiksiz yaptığınız için size ödül olarak gelmişti. Ama size emanet edildiğinde ona gerektiği gibi bakmadığınız için de hem çalındı hem de özelliğini kaybetti.”

Çocuklardan biri merakla sormuş. “Peki yine eskisi gibi olursak çeşmemiz geri gelir mi?”

Bilge dede “Bilmem. Bir deneyin bakalım. Belki olur” demiş. Sonra da ayağa kalkmış.

“Ben artık bu köyden gidiyorum. Başka köydeki çocuklarla da ilgilenmem lazım. Siz artık ne yapacağınızı biliyorsunuz. Hadi kalın sağlıcakla” demiş ve köy yolundan yürüyerek gözden kaybolmuş.

Çocuklar bir süre sessizce oturmuşlar. Zil çalınca hep birlikte derse girmişler. Artık her sözlerine davranışlarına çok dikkat ediyorlarmış.  Bilge Dedenin öğütleri hep kulaklarında çınlıyormuş.

Aradan biraz zaman geçmiş, bir sabah okula geldiklerinde ne görsünler? Çeşmelerinden çağıl çağıl sıcak çikolata akıyor. O kadar sevinmişler ki…

Hemen karşı köyün çocuklarına haber vermişler. Onları da gelmiş. Hep birlikte sıcak çikolatadan kana kana içmişler.  Karşı köyün çocuklarına sıcak çikolata çeşmesinin sırrını öğretmişler. Bir süre sonra karşı köyün okulunun bahçesindeki çeşmeden de sıcak çikolata akmaya başlamış. İki köyün de çeşmesi bir daha hiç kurumamış.

Onlar ermiş muratlarına biz çıkalım kerevetine. Gökten üç elma düşmüş. Biri bu masalı okuyanın başına, bir çeşmenin bulunduğu köydeki çocukların başına biri de bu masalı yazanın başına…

 

Oya ENGİN/ 06.04.2021, Beykoz

 

 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

  • RSS
  • Facebook
  • Twitter