Masal: Kaymaklı Dondurma Tepesi

Sosyal Butonlar

 

Bir varmış bir yokmuş;  evvel zaman içinde kalbur saman içinde develer tellal pireler berber iken ben babamın beşiğini tıngır mıngır sallar iken uzak diyarların birinde dondurmacı bir dede varmış.  El arabasında sattığı dondurmalarla sokağın başında bir göründü mü; orada ne kadar çocuk varsa hepsi heyecanlanır, Dondurmacı Dede’nin çevresini sarar o güzelim dondurmadan yiyebilmek için birbirleriyle adeta yarış ederlermiş.

Dondurmacı Dede hep kaymaklı dondurma satarmış. Çocuklar Dondurmacı Dede’nin kaymaklı dondurmasını çok severlermiş. Çıtır çıtır külâhların içine konan kaymaklı dondurmaya dillerini değdirdikleri andan itibaren öyle mutlu olurlarmış ki; içlerinde bir sürü kelebek hep beraber kanat çırpmaya başlarmış.

Dondurmacı Dede hem dondurma satar hem de çocuklara dondurmayla ilgili hikâyeler anlatırmış. Dermiş ki; dondurma 3000 yıl önce bulunmuş. O zamandan beri dünyadaki çocukların en sevdiği yiyeceklerin başında geliyormuş.  İlk dondurmayı Çinliler bulmuş. Sonra dondurmayla ilgili başka başka hikâyeleri birbiri ardına sıralarmış. Çocuklar da hem dondurmalarını yiyor hem de Dondurmacı Dede’nin anlattıklarını merakla dinliyorlarmış.

Dondurmacı Dedenin bir de çırağı varmış. Küçük bir çocuk olan Melo boş zamanlarında Dondurmacı Dede’ye yardım eder, dondurma satışı ile ilgili pek çok şey öğrenirmiş. Dondurma satışını bitirdikten sonra arkadaşlarının arasına katılır satış yaparken başlarına gelen komik olayları diğer çocuklara anlatırmış.

Bir akşam evlerinin önünde otururken mahalledeki çocuklar Melo’dan kaymaklı dondurma yapmanın sırrını öğrenmek istemişler. Melo hiç bir şey söylememiş.  “Bunu ancak ustam söyleyebilir ben onun izni olmadan onun sırrını açıklayamam, bu doğru bir davranış olmaz” demiş. Ama çocuklardan biri olan Toro bu sırrı öğrenmeyi kafasına koymuş.

Toro; arkadaşları arasında pek sevilmezmiş. Hep oyunbozanlık yapar kimseye huzur vermezmiş. Bir şeyi de kafasına koydu mu mutlaka yaparmış.

Toro; Dondurmacı Dede’yi takip etmeye karar vermiş. Dondurmacı Dede her akşamüzeri orman yolunu takip ederek uzaktan karlı tepeleriyle her gün kendilerini selamlayan Buzlu Dağ’ın eteklerine doğru yürüyormuş. Yanında da kocaman boş bir çuval oluyormuş. Birkaç saat sonra çuvalı dolu bir şekilde geri dönüp evine gidiyormuş.

Toro kaymaklı dondurmanın sırrını çözdüğünü düşünmüş.  Dondurmacı Dede her gün Buzlu Dağ’a tırmanıp oradan aldığı dondurmaları önce evine getirip sonra da el arabasına koyup çocuklara satıyormuş. Toro’da Buzlu Dağ’a tırmanıp dondurma alıp çocuklara satmaya karar vermiş.

Bir akşamüzeri Melo yanlarına gelmeden bu fikrini arkadaşlarına söylemiş. Çocuklar buna karşı çıkmışlar. “Biz dondurmayı Dondurmacı Dede’den yemek istiyoruz. Hem o bize hikâyeler de anlatıyor”  demişler. Toro arkadaşlarına çok kızmış.  Oradan ayrılıp Buzlu Dağ’a çıkmak için orman yoluna doğru  yürümeye başlamış.

Az sonra Melo gelmiş. Çocuklar olanları anlatmışlar. Melo telaşlanmış. “Eyvah” demiş. “Kaymaklı Dondurma Tepesine tek başına ulaşmak çok zor. Hemen Dondurmacı Dedeye haber verelim.”

Koşa koşa Dondurmacı Dede’nin evine gelmişler. Olanları bir çırpıda anlatmışlar. Dondurmacı Dede biraz düşünmüş.  “Kaymaklı Dondurma Tepesine çıkmak zordur. Çıksa bile dondurmayı kesemez. Keçilere tuz vermeden asla bunu başaramaz. Tuz yiyen keçilerin sütünü dondurmanın üzerine sürmeden dondurma kesilmez. Merak etmeyin nasılsa eli boş olarak geri dönecektir. Biraz bekleyelim geri gelmezse aramaya gideriz” demiş.

Melo’nun dışındaki çocuklar duydukları Kaymaklı Dondurma Tepesi, keçiler, tuz yiyen keçinin sütü sözlerinden yavaş yavaş çok severek yedikleri kaymaklı dondurmanın sırrını anlamaya başlamışlar. “Demek Buzlu Dağ’ın üzerinde bir Kaymaklı Dondurma Tepesi varmış. Burayı tepeyi dağdaki keçiler koruyormuş. Keçilerin dostu da Dondurmacı Dedeymiş” diye kendi aralarında fısıldaşmışlar.

Toro orman yolundan yürüyerek Buzlu Dağ’ın eteklerine kadar gelmiş. Ama ortalarda dondurma görünmüyormuş. Biraz daha tırmanmaya karar vermiş. Ne yöne gideceğini bilememiş. Dağın üst taraflarına bakmış, yine hiçbir şey görememiş. Dağın kuzey tarafına doğru ilerlemeye karar vermiş. Kuzey tarafları daha soğuk olur, dondurma mutlaka oradadır diye düşünmüş.

Tırmanmış, tırmanmış, tırmanmış…

O kadar yorulmuş ki biraz oturup dinlenmek istemiş. Az sonra yanına bir keçi gelmiş. Keçinin sakallarında kaymaklı dondurma parçaları varmış.

Toro, dondurmalara çok yaklaştığını anlamış. Hemen keçiyi takip etmeye başlamış. Keçi önde Toro arkada bir süre daha yukarılara doğru tırmanmışlar. Tırmandıkça hava iyice soğumaya başlamış. Toro o kadar üşüyormuş ki adımlarını artık zorla atıyormuş. Aslında buralara geldiğine çok pişman olmuş ama artık geriye dönmesi de çok zormuş.

Keçi nihayet durmuş. Geriye dönüp bir süre Toro’ya bakmış ve  sonra bir anda gözden kaybolmuş. Toro dağın tepesinde yalnız kalmış. Hava da iyice kararmış. Toro keçinin peşinden çevresine bakarken az ileride bembeyaz bir tepe görmüş. Oraya doğru yürümeye başlamış.

Az sonra ne görsün?

Bir dondurma tepesi karşısında duruyor.  “İşte demiş nihayet kaymaklı dondurmanın sırrını çözdüm. Demek Dondurmacı Dede buradan aldığı dondurmaları bize satıyormuş. Artık bende aynı dondurmadan alıp herkese satabileceğim” diye kendi kendine konuşurken elini uzatıp bir parça dondurma almak istemiş. Ama dondurma o kadar sertmiş ki koparamamış.  Biraz daha uğraşmış ama başaramamış. Odun parçalarından balta yapmaya çalışmış olmamış, kaya parçalarıyla, sivri uçlu taşlarla dondurmayı kesmek istemiş olmamış. En sonunda bir parça ateş yakıp dondurmayı biraz eriterek parçalamak istemiş.

İki odunu birbirine sürterek uzun uğraşlardan sonra birkaç kıvılcım yakmayı başarmış. Kaymaklı Dondurma Tepesinin yanına dizdiği odunların üzerine tutuşturduğu odunları bırakıp karşısına geçmiş beklemeye başlamış. Alevlerin sıcaklığı o kadar güzel gelmiş ki uykusu gelmiş. Bedeni iyice ısınınca olduğu yerde uyuya kalmış.

Toro gözlerini açtığında ağzı burnu yüzü saçları giysileri yapış yapışmış. Çevresinde bir dolu insan hep bir ağızdan konuşup bağırıyorlarmış. Önce ne olduğunu anlayamamış. Dikkatli bakınca Melo ve Dondurmacı Dedeyle göz göze gelmiş.

Dondurmacı Dede Toro’nun başını okşamış. “Geçmiş olsun evlat, bizi çok korkuttun” demiş.

Toro yattığı yerden doğrularak “Bana ne oldu?” demiş.

Dondurmacı Dede ağır ağır konuşmaya başlamış.

“Sen, o çok merak ettiğin Kaymaklı Dondurmanın sırrını çözdün. Ama bu sırrı çözerken de yaktığın ateş Kaymaklı Dondurma Tepesindeki bütün dondurmaları eritti.  Biz yetişmeseydik az daha Buzlu Dağ yanıp kül olacaktı.”

Toro çevresindeki tüm çocukların yüzündeki mutsuz ifadeyi görünce çok utanmış. Herkesten özür dilemiş. Bir daha böyle şeyler yapmayacağı artık çok iyi bir çocuk olacağına dair herkese söz vermiş.

Bunun üzerine Dondurmacı Dede bütün çocuklara müjdeli bir haber vermiş.

“Herkes beni dinlesin. Kaymaklı Dondurma Tepesi eridi. Ama Orman Meyveli Dondurma Tepesi hala duruyor. Bundan sonra Orman Meyveli Dondurma yemeğe hazır mısınız?” diye sormuş. Çocuklar hep bir ağızdan “Hazırız!” diye bağırmışlar.

Dondurmacı Dede orman yoluna doğru yürümeye başlamış. Yürürken de çocuklara seslenmiş. “Kimse beni takip etmesin sakın, yoksa karışmam…”

Masal burada bitmiş.  Herkes ermiş muradına biz çıkalım kerevetine. Gökten üç dondurma külahı düşmüş. Biri bu masalı okuyanların başına, biri bu masalı yazanın başına sonuncusu da tüm kaymaklı dondurma sevenlerin başına…

 

Oya ENGİN/ 20 Mayıs 2021, Anadolufeneri

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

  • RSS
  • Facebook
  • Twitter