MASAL/Kayıp Cümleler

Sosyal Butonlar

 

 

Bir varmış bir yokmuş. Develer tellal, pireler berber iken, ben babamın beşiğini tıngır mıngır sallar iken…  Çok eski zamanlarda uçsuz bucaksız denizlerin ortasındaki adalardan birinde bir ülke varmış. Bu ülkeyi iyi kalpli, bir kral yönetiyormuş.

Kral, çok adil ve sevgi dolu bir insanmış.  Her zaman ülkesindeki insanların mutluluğu için çabalıyormuş. Eşi, çocuğu ve diğer görevlilerle birlikte adadaki ormanlardan birinin içindeki şatosunda yaşıyormuş. Dedelerinden kalan bu şatoda Kral, devlet işlerini de yürütüyormuş.

Kralın bir oğlu varmış. Karlı bir kış gecesinde doğduğu için ona Kar ismini vermişler. Kral kendi çocuğu olunca ülkesindeki tüm çocukları daha da çok sevmeye başlamış. Bu yüzden hep çocukların yararına olan işler yapmaya çalışmış.

Kar, okuma yazma öğrenince Kral ve eşi fark etmişler ki; oğulları kitap okumayı çok seviyor. Bu onları çok mutlu etmiş.

Kral bir gece rüyasında kendini kocaman bir kitabın sayfaları arasında dolaşırken görmüş. Dev gibi harfler Kralın karşısına dikiliyor, Kral onları okudukça harfler ufalıyor ufalıyor ve kayboluyorlarmış. Bu rüyanın etkisinden kurtulamayan Kral şatosunun bulunduğu ormanın bir köşesine kütüphane yaptırmaya karar vermiş. Böylelikle Kar; daha fazla kitap okuyabilecek, kütüphaneye kitap okumaya gelecek çocuklarla da arkadaş olabilecekmiş.

İnşaatı devam ederken kütüphaneye bir görevli aranmaya başlamış. Kitap okumaya gelen çocukların kayıtlarını tutacak, onları kütüphanede sessiz bir şekilde oturup okuma yapmalarını sağlayacak, raflardaki kitapları düzenleyecek bir görevli olması gerekiyormuş.

Kralın aklına kendisine okumayı yazmayı öğreten, kitaplarla tanıştıran  ilk öğretmeni gelmiş. Hemen yardımcısını yollayıp öğretmenini şatosuna davet etmiş.

Kralın öğretmeni eski öğrencisinin kendisini bu görev için uygun bulmasına çok sevinmiş. Torunu Çim’i de yanına alarak şatonun yolunu tutmuş. Ormandan geçerken bir derenin yanında dinlenmek için biraz oturmuşlar. Çim dedesine sormuş.

“Dede, Kral nasıl birisi?”

“Kıymet bilen bir insan.”

“Neden öyle dedin ki?”

“Baksana, okumayı yazmayı ona benim öğrettiğimi unutmamış.”

Yollarına devam etmişler. Nihayet şatonun kapısı görünmüş.

Çim, “Bu kadar büyük bir kapıyı ilk kez görüyorum” demiş şaşkınlıkla.  Dedesi gülümseyerek sırtını sıvazlamış.

Öğretmen ve torununu şatonun girişinde büyük bir saygıyla karşılayıp Kral’ın yanına götürmüşler. Kral ayağa kalkıp öğretmenini yanına buyur etmiş.

Sohbet etmeye başlamışlar. Birlikte orman meyveleri yemişler. Kral kütüphane projesini anlatmış. Öğretmeninden bu kütüphanenin yöneticisi olmasını istemiş.

Öğretmen, “Kral’ım, yaşlandım ben. Artık yaptığım tek iş hikâye yazmak. Böylece harflerden, kitaplardan ve hikâyelerimi okuyacak çocuklardan uzaklaşmamış oluyorum.”

Kral yine de bu görevi yapması için ısrarcı olmuş. Yaşlı öğretmen öğrencisini kıramamış ve işi kabul etmiş.

İnşaat kısa sürede tamamlanmış. Ülkedeki çocukların faydalanacağı çok güzel bir kütüphane olmuş. Bu işe en çok da Kar seviniyormuş. Artık her gün kütüphaneye geliyor, yaşlı öğretmen ve oraya gelen diğer çocuklarla sohbet ediyormuş. Bazen kütüphanenin önündeki çimenlikte oyun bile oynuyorlarmış.

Kütüphane kısa sürede pek çok çocuk tarafından ziyaret edilmiş, işler o kadar çoğalmış ki yaşlı öğretmen artık hikâye yazmak için vakit bulamaz olmuş. Bu yüzden hikâyelerini  torununa anlatıyor Çim de dinlediklerini yazılı hale getiriyormuş.

Bir gün Kral kütüphaneye yaşlı öğretmeni ziyarete gelmiş. Yazdığı hikâyeleri okumak istediğini söylemiş. Öğretmen dosyalar halindeki hikâyelerini Kral’a vermiş.

Birkaç gün sonra Kral tekrar öğretmeninin yanına gelmiş. Hikâyeleri okuduğunu bunları kitap haline getirmek istediğini söylemiş. Hatta bir tanesini çok beğendiğini, o hikâyeyi yaz sonunda yapılacak çocuk festivalinde tiyatro gösterisi olarak görmek istediğini söylemiş. Yaşlı öğretmen hem çok sevinmiş hem de çok duygulanmış. Yorgun kalbi birden canlanmış, ruhu çiçekler arasında gezen kelebekler gibi kanatlanmış.

Hazırlıklar yapılmış, kitaplar basılmış, kütüphane raflarında yerini almış. Kar ve ülkenin diğer çocukları bu hikâyeleri o kadar çok sevmişler ki yaz sonunda izleyecekleri tiyatro gösterisini sabırsızlıkla bekler olmuşlar.

Festival zamanı yaklaşırken yaşlı öğretmen hastalanmış. Bir süre evinde dinlenmesi gerekiyormuş. Bu sırada tiyatro oyunu olacak hikâyeyi oyunun yönetmenine teslim etmeleri gerekiyormuş. Çim bu işi üstlenmiş. Hikâyenin yazılı olduğu dosya kağıtlarını heybesine koyup Kralın şatosuna doğru yola çıkmış. Yolda yine dedesiyle birlikte oturdukları derenin başına gelince durmuş. Bu kez ayakkabılarını çıkarıp ayaklarını suya sokarak biraz dinlenmek istemiş.  Ayakları suya değince bedenini bir serinlik kaplamış. Şırıl şırıl akan suyun sesi ona ninni gibi gelmiş. Biraz uzanıp uyumak istemiş. Rüyasının içinde ayaklarını gıdıklayan bir balık varmış.

“Pişşt!”

……….

“Pişşt! Sana diyorum. Baksana bana.”

Çim ayaklarının gıdıklanması artınca uyanmış.  Bir de ne görsün? Rüyasındaki balık başını sudan çıkarmış ona sesleniyor. Çim ilk kez konuşan bir balık görüyormuş.

“Nasıl konuşabiliyorsun sen?” demiş balığa.

Balık gülmüş. “Birazdan anlarsın, nereye yolculuk böyle?”

“Şatoya gidiyorum. Kral’a bir hikâye götürüyorum.”

“Meraklı bir balığın hikâyesi değil mi?”

“A aa! Nereden bildin?”

“Çünkü o hikâyedeki meraklı balık benim. Artık nasıl konuşabildiğimi anladın mı?”

“Anladım. Peki şimdi ne olacak?”

“Beni de heybene alırsan şatoya birlikte gideriz.”

“Ama balıklar sudan başka yerde yaşayamazlar ki?”

Balık bir süre düşünmüş.

“Haklısın. O zaman şöyle yapalım. Heybene bir kere gireyim. Hikâyemin içinde biraz gezeyim. Sen sonra beni yine dereye bırakırsın.”

“Tamam. O zaman olur. Gel bakalım.” Çim hikâyenin balığını heybesinin içine kağıtlarının arasına bırakmış. Balık hikâyenin içinde biraz gezdikten sonra yeniden derenin serin tatlı sularının içine geri dönmüş.

“Çok teşekkür ederim küçük kız.  Hikâyenin içinde gezmeyi öyle çok istiyordum ki.”

Çim balığa el sallayarak vedalaşıp yeniden şatonun yolunu tutmuş.  Hikâye dosyasını yönetmene verip hemen dedesinin yanına geri dönmüş.

Ertesi gün Kralın yardımcısı gelip hikâyenin bazı cümlelerinin kayıp olduğunu söylemiş. Yaşlı öğretmen ve Çim buna çok şaşırmışlar.  Çim hemen şatoya gitmiş, dosyaya bakınca durumu hemen anlamış. Hikâyenin içinde gezen balık derisinin üzerindeki sularla bazı cümlelerin mürekkebinin silinmesine neden olmuş.

Çim konuşan bir balık gördüğünü, üstelik o balığı heybesine koyduğunu kimseye söyleyememiş. Çok üzgün bir şekilde dedesinin yanına geri dönmüş.

Kral bu tiyatro gösterisinin ülkedeki tüm çocuklar tarafından sabırsızlıkla beklendiğini bildiğinden hemen bir yarışma düzenlemiş. Bu hikâyedeki kayıp cümlelerin yerine doğru kelimeleri yazan kişiye  sürpriz ödüller verilecekmiş.

Hikâyenin boy boy afişleri ülkenin dört bir yanına asılmış. Herkes bu afişlerin önünde uzun uzun durup eksik cümleleri tamamlamaya çalışıyormuş. Ama bir türlü başaramıyorlarmış. Sonunda Çim hikâyeyi dedesinden dinlediği için eksik cümleleri bir mektuba yazarak takma bir isimle Kral’a yollamış.

Kral bu mektubu okur okumaz “Doğru cümleler işte bunlar” diye herkese yarışmayı kazanan kişiyi ilan etmiş.

Çim yarışmayı kazanmış ancak bir türlü ödülleri almaya gidemiyor gerçek kimliğini açıklayamıyormuş.  Ülkede herkes yarışmayı kazanan kişiyi merak ediyor bir an önce ortaya çıkmasını bekliyormuş.

Aradan birkaç gün geçmiş. Kral sabırsızlanmaya başlamış. Çim daha fazla dayanamamış ve Kral’ın karşısına çıkıp gerçekleri anlatmış.  Ödülleri çok merak ettiği için, hikâyeyi ezbere bildiğinden kayıp cümleleri yazdığını üzüntüyle anlatmış. Ödülleri kabul edemeyeceğini, takma bir isimle herkesi kandırdığı için çok pişman olduğunu söyleyerek özür dilemiş.

Kral küçük kızın ne kadar üzgün ve pişman olduğunu görmüş.    Sonra da yaptığının kötü bir şey olduğunu anladığı için Çim’i affetmiş.

Yaz sonu yaşlı öğretmen iyileşmiş. Kütüphanedeki görevine geri dönmüş. Tiyatro oyunu festivalde büyük beğeni kazanmış. Meraklı balığın hikâyesini herkes çok sevmiş.

Çim boş vakitlerinde kütüphanede dedesine yardım etmeye başlamış. Kral öğretmenine kütüphanenin yan tarafına minik bir ev yapmış. Böylece dedesi işe  gelirken hiç yorulmuyormuş. Bazı günler Çim de dedesiyle bu evde kalıyormuş.

Çim bir süre sonra hikâye yazmaya başlamış. Henüz dedesi kadar güzel yazamıyormuş ama çok çalışırsa başarabilirmiş. Yazdığı hikâyeleri şimdilik dedesi ve en yakın arkadaşı Kar okuyormuş.

 

Oya ENGİN/28 Haziran 2020, İstanbul

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

  • RSS
  • Facebook
  • Twitter