Category: Hikaye

Çay Gibi…

 

 

Burçe ve Ali  on yıl boyunca hiç karşılaşmamışlardı. İlk kez o gün yüz yüze görüşeceklerdi. Ayrılmalarının ardından bir süre ortak arkadaşları ondan haberler getirmişti.  Başlarda bu haberleri duymayı reddetmiş, sonra merakına yenik düşmüş, hatta istemişti bir şeyler duymayı. Ali’nin hayatında olamayacağına iyice inanınca vazgeçti onun hayatına kulak kabartmaktan. Unutmayı başaramıyordu böyle yapınca. Herkesi tembihledi. Ali ile ilgili hiç bir şey anlatmasındı kimse.

*

Onca yıl sonra bir gece adını yazdı sosyal medya arama butonuna. Aynı soyadlı ne çok Ali vardı. Aradığı bakışları buldu. Değişmişti Ali, gözlük takmış, sakal bırakmıştı. Birkaç fotoğrafı daha vardı. Hakkında kısmını inceledi, ilişki durumuna baktı. Hiçbir şey yazmıyordu.  Eğitim durumuna bakınca “O başardı” diye düşündü.  On yıl öncesini hatırladı. Gerçi hiç unutmamıştı ya…

Devamını oku→

İki Kadın Bir Adam…

 

 

Elindeki poşetlerin içini son kez kontrol etti.  Birkaç soğuk meze,  kasap köftesi, siyah ekmek, ufak bir yoğurt, domates, ikisi bir arada kahveler.  Sabah için süt, peynir, zeytin, su. Bir paket de sallama bitki çayı. Haftasonu  için yeterli gibiydi.  Saatine baktı. Son baktığından bu yana sadece yedi dakika geçmişti.  Marketin otoparkındaki aracına yürüdü ağır adımlarla. Müjgân’ı otomobilde beklemeye karar verdi. Hava güneşliydi ama ne de olsa kış mevsimindeydiler. Üşütüp hastalanmak istemiyordu. Poşetleri bagaja yerleştirdikten sonra otomobile binmeden tekrar yolu kontrol etti, Müjgân görünürde yoktu.

Dikiz aynasında birkaç saat öncesinde fönlenmiş saçlarını elleriyle tekrar düzeltti. Oturduğu yerde geriye yaslanarak düşünmeye başladı. En sevdiği şeydi bir başınayken düşüncelere dalmak. Bu haftasonu kaçamağını iyi düşünmüştü.  Müjgânın yüzüne bakarak söylemek istediği şeyleri konuşacaklar ve Mehmet, muhtemelen bu hafta sonundan sonra hayatından tamamen çıkıp gitmiş olacaktı. Artık özgür kalmak hakkıydı.

Devamını oku→

Bira ve Patatis…

 

 

Demet bir an önce dosyalarını toparlayıp ofisten çıkmak istiyordu. Bir sürü aksilik üst üste gelmiş, bir de sekreteri ofis içinde geçirdiği bir kaza sonucu ayak bileğini incitmişti. Bir süre bazı işleri yanlız yürütmesi gerekeceğinden canı bir hayli sıkkındı..

Bilgisayarını kapatırken direkt telefonu çaldı. İsteksizce açtı. Bir erkek kendisine adıyla samimi bir tonda hitap ediyor, hal hatır soruyordu. Tanıyamamıştı, “kimsiniz” dedi. Erkek kendisini tanıttı.

-Ben Barış Acar.. Sizinle bir mesele hakkında yüz yüze görüşmek istiyorum.

Devamını oku→

Büyülü Aşk

 

 

Onu ilk kez  evine nüfus sayımı yapmaya gittiğimde görmüştüm. Sayım yapacağım  ikinci sokak ,  cumbalı İstanbul evlerinden oluşmuş buram buram eski kokan, zemindeki paket taşları yer yer yıpranmış ,güneşin de yansımasıyla parlayan  daracık bir  çıkmaz sokaktı.

Sokağın başındaki ilk evde karşılaştım Saniye Teyze ile… Yoldan biraz daha içerlek kalan bahçe kapısını iterek içeri girdim. Fazla büyük olmayan bir bahçeydi. Orta yerde eski ahşap bir masa, her biri başka model dört iskemle,  çeşitli boylarda  plastik kaplar gelişi güzel sıralanmıştı. Bazılarına  mevsim çiçekleri ekilmişti. Yarı sararmış yarı kurumuş bitkiler son demlerini yaşadıklarını bildiklerinden inatla yaşama tutunmuşlar, büyüyemeyeceklerini bilmelerine rağmen filizler vermişlerdi. Gülümsedim. Yaşama sevinci bu olsa gerek..

Yaklaşmakta olan kış mevsimi için hazırlandığı belli  odun  yığınının arasından geçerek evin kapısına geldim. Kapının hemen önünde  paspasın üzerinde bir anne kedi palazlanmış yavruları  ile birlikte Ekim ayının ılık tatlı güneşine kendilerini bırakmışlar uyukluyorlardı.

Devamını oku→

  • RSS
  • Facebook
  • Twitter