Annemin Hediyesi…

Sosyal Butonlar

 

 

Uzun yıllardır anneme para harcayarak bir hediye almıyorum. Benim için maneviyat her zaman maddiyatın bir kaç adım önündedir. Bu sebeple küçük yaşlardaki anneler günü kutlaması hediye telaşım artık yok. Hatırlıyorum da günler öncesinden paralar biriktirir, üç beş kuruşumuzla annemin belki de hiç kullanmayacağı bir deodorant,  yanından hiç ayırmayacağı bir kül tablası veya yıllar öncesinde çok moda olan ve bir kere bile kullanılmayan ve de hala vitrinde süzülüp duran kesme çay bardağı takımı almak için çabalar, aldığımız hediyeyi çocuk aklımızla evin her yerine eli kolu uzanan annemizden nasıl saklayacağımızın telaşı ve heyecanıyla anneler gününün sabahını bekler dururduk.

Yıllar akıp geçti, artık annemi deodorant, kül tablası veya çay bardağı takımı pek heyecanlandırmıyor. Bu sebeple  ona manevi hediyeler vermeyi tercih ediyorum.

Bu sabah birlikte hazırladığımız  kahvaltı sonrası keyif çaylarımızı içerken manevi hediyemi kendisine verdim. Annemden  hatırlayabildiği en erken tarihten başlayarak  çocukluk anılarını anlatmasını istedim. Aslında hepsini ezbere biliyordum ama annem de defalarca anlatmasına rağmen çayından kocaman bir yudum alarak yeniden ilk kez paylaşıyormuş gibi başladı anlatmaya…

İşte yine zamanda geriye yolculuk başladı… 1940 lı yıllara merhaba dedik. Kayseri Develi’den başladık. Dedemin memuriyeti sebebiyle dolaşılan şehirlerde durakladık, soluklandık.  Yolumuz Balıkesir’e Zeytinli kasabasına, Edremit, Akçay, Çanakkale’ye sonraları  dede toprağı İstanbul Üsküdar’a kadar düştü…

Savaş zamanı karneyle alınan tayın ve çayları, şeker olmadığı için çayları kuru üzümle içmelerini, gece nöbetten gelen dedemin bulup buluşturduğu leblebili üzümleri uykulu uykulu yataklarının içinde aceleyle yiyerek tekrar uykuya devam etmelerini, karartma günlerini, pencerelerini battaniye ve pala kilimlerle sıkı sıkıya kapatmalarını, sokakta top oynayan erkek çocukların paralarını  ceplerinden düşüp saçılmasın diye mahallede gizli bir yere taş altına koyarak sakladıkları  paraları tesadüfen bulmalarını, buldukları parayı gömü  zannederek  mahalle bakkalında leblebi, üzüm, çifte kavrulmuş yiyerek tükettiklerini sonra işin ortaya çıkmasıyla erkek çocuklarından mahalle meydanında bir temiz dayak yediklerini sonra bu paraları geri ödediklerini kah gülerek kah hüzünlenerek , o günleri yeniden yaşayarak büyük bir coşkuyla anlattı.. Bir an dayak yemiş annemin  ağlayarak, burnunu çekiştirerek eve geldiğini hayal ettim. O an uzanıp yanağını okşayıp;

”Üzülme kızım, ben o çocuklara gerçeği anlatır hepsinin parasını öderim” diyesim geldi.

Çocukluk yıllarını konuştuğumuz zaman anlattığı içini en acıtan ve unutamadığı  olay yaşlı bir kadının kendisine yalan söyleyerek parasını almasıymış. Bir bayram sabahı dedemin kendisine verdiği bozuk paraları evlerinin ikinci katında açık olan pencerenin kenarına dizerek kendi kendine oyun oynuyormuş. Paralarından bir tanesi kayıp açık pencereden sokağa düşmüş. Tam o sırada sokaktan geçen yaşlı bir kadın önüne düşüveren parayı eğilip yerden almış. Annem kadının ardından seslenmiş.

”Teyze para benim, ben düşürdüm onu” demiş ancak kadın geri dönüp sesin geldiği yere bakmış ve annemi görünce;

”Ne parası, düğme o düğme” demiş ve yoluna devam etmiş..

Her zaman bu hikaye annemi çok hüzünlendirir. Yaşamı boyunca yalan söyleyenlere karşı hep  mesafelidir, onları hiç sevmez. Kim bilir belki de bunda çocukluk yıllarındaki bu teyzenin de katkısı olmuştur.

Çaylarımızı tazeleyerek yine Balıkesir anılarına döndük, annem ailenin en küçük ama en haşarı çocuğuymuş. Bir gün mahalledeki erkek çocuklarla yörüklerin pazara mal getirdiği günlerden birinde  yörede çok moda olan  yürüyen develerin bacakları arasından geçme yarışına katılmaya karar vermiş.  Çocuklarla yol kenarında develeri beklemeye başlamışlar. En öndeki devenin bacakları arasından hızla geçen annem karşı yönden gelen at arabasını hesaba katamamış ve tekerleklerin altında kalıvermiş.. Ama ne gam, annem mutlu, yatakta bir süre yatmış ama devenin bacağı arasından geçti ya… Hep gözü kara, cesur bir kadındır. Çocukluğundan belliymiş.
Sohbet keyifle uzadı gitti. Saat neredeyse öğleden sonraya dönmek üzere. Annemin misafirlerini bekliyoruz. Acele etmeliyiz. Her an gelebilirler.. Sofrayı toplayıp, ortalığa çeki düzen vermek gerekir. Annem, anılarını anlatırken o kadar mutlu, öyle heyecanlıydı ki.. Sofra başından isteksizce kalktı.

Bu sabah anneme çocukluk anılarını hediye ettim. Elbette onlar her zaman onun içinde. Ancak özellikle dinlemek isteyerek ona zaman ayırarak, anılarını paylaşmasına, onları anlatırken çoktan kaybetmiş olduğu aile büyüklerinle yeniden buluşmasına ve o mutlu, kaygısız, umut dolu günlerine dönmesine vesile oldum. Ben de mutlu oldum annem de…  Özellikle yaşlı insanlarla sohbet etmek, onlarla zaman geçirmek çok hoş. Zaten teknoloji insanları çok yanlızlaştırıyor. Yaşam eskisi gibi değil, çok değişti. Biz bu tempoya ayak uydurmakta zorluk çekmiyoruz, ancak yaşlılar bunu anlayamıyorlar ve kabullenmek istemiyorlar.

Ne olursa olsun, sığınılacak en güvenli liman anne kucağıdır. Hayattayken kıymetini bilelim, hak ettiği değerleri verelim. Onları çok sevelim.

Ebediyete göçen, yaşayan, anne olamamış ama içinde anne sevgisi taşıyan tüm canlıların anneler gününü kutlarım.

 
Oya ENGİN/11 Mayıs 2014

 

 

 

 

Comments are closed.

  • RSS
  • Facebook
  • Twitter