Balat’tayız.

Her ayın ilk Cumartesi günü Balat Deliler Kahvehanesinde yaptığımız kitap söyleşilerinin Mart ayı etkinliğine beklerim. ...

Komşuda Üç Gün (Yunanistan)

    Hem yurtdışı olsun, hem yakın mesafe hem de kısa süreli bir tatil olsun diyenlerdenseniz hemen yanı başımızda komşumuz Yunanistan’...

Cumalıkızık-Mudanya-Tirilye-Gölyazı...

  Gökçeada gezisinin tozu hâlâ üzerimizdeyken biz dört gezgin kadın kendimizi yeniden yollarda bulduk. Bizim için her yolculuk bir diğerine es...

Cumhuriyet Bayramı…

  Pek çok kez Cumhuriyet Bayramı kutlamalarında yürüdüm, etkinliklere katıldım, konser izledim bazen sadece ekrandan seyrettim. Çocukluğumda d...

Yaşam

Cumhuriyet Bayramı…

  Pek çok kez Cumhuriyet Bayramı kutlamalarında yürüdüm, etkinliklere katıldım, konser izledim bazen sadece ekrandan seyrettim. Çocu...

Hikaye

Çay Gibi…

    Burçe ve Ali  on yıl boyunca hiç karşılaşmamışlardı. İlk kez o gün yüz yüze görü...

Kültür

Nasıl Yazdım?

  Kitaplarımın yolculuğundan bahsetmek istiyorum bu yazımda. Birkaç kişi “Nasıl başladın kitap yazmaya?”diye sorunca ben de çocuk ki...

Gezi

Komşuda Üç Gün (Yunanistan)

    Hem yurtdışı olsun, hem yakın mesafe hem de kısa süreli bir tatil olsun diyenlerdenseniz hemen yanı başımızda komşumuz Y...

Videolar

Fısıldayan Zeytin Ağacı

Fısıldayan Zeytin Ağacı

Fısıldayan Zeytin Ağacı "Ayza, Kazdağları’nda yaptıkları kısa tatilde zeytin ağacının önemini keşfediyor. Anneannesinin çocukluğunun geçti...

Geçmişten Gelen Hazine

Fısıldayan Zeytin Ağacı kitabının devamı olan bu hikâyede, Ayza katılmayı çok istediği okul gezisine sonunda gider. Gezi sırasında Kazdağlarında kamp yaptıkları bir gece Otis adında kendi yaşlarında tuhaf bir çocukla tanışır. Otis, dedesinin bıraktığı mektupta bahsettiği değerli bir hazineyi aramaktadır. Ayza ve Otis hazineyi birlikte aramaya karar verince kendilerini sıra dışı olayların geliştiği bir macera içinde bulurlar. Konuşan güvercin Adonis ve Sarıkız’ın kazlarından İdios ile birlikte zamanlar arası bir yolculuğa çıkarlar. Altın Bulut’a binip Kazdağlarını boydan boya dolaşırlar.

Bu kitapta dedesinin bıraktığı hazineyi arayan Otis ve ona yardım eden Ayza’nın, Kazdağlarında başlayıp Midilli Adası’na kadar da uzanan heyecan dolu macerası sizi bekliyor.

 

 

Balat’tayız.

Her ayın ilk Cumartesi günü Balat Deliler Kahvehanesinde yaptığımız kitap söyleşilerinin Mart ayı etkinliğine beklerim.

Komşuda Üç Gün (Yunanistan)

 

 

Hem yurtdışı olsun, hem yakın mesafe hem de kısa süreli bir tatil olsun diyenlerdenseniz hemen yanı başımızda komşumuz Yunanistan’ın sınırımıza yakın bölgeleri biçilmiş kaftan. Bizim için durum tam da böyle olduğundan haftasonu tatilimize Cuma gününü de ekleyerek üç günlük bir tatil planladık.  Neredeyse herkesin gittiği ama benim bir türlü fırsat yaratamadığım Dedeağaç, İskeçe, Gümülcüne ve Kavala’yı gezmek üzere gezgin kadınlar grubumuz ve grup üyelerinden birinin eşi ile birlikte beş kişi düştük yollara.

Gezimizi kendi aracımız ile gerçekleştirdik. Araç için yeşil sigorta, şengen (Schengen) vizeler (yeşil pasaportlara vizesiz), araç kullanacaklar için yenilenmiş ehliyetler hazır; Perşembeyi Cumaya bağlayan gece sabaha karşı 04.00 sularında ortak buluşma noktamız Mecidiyeköy’den hareket ettik.

Saat 08.00 de İpsala Sınır Kapısından tüm işlemlerimizi ve Dutyfree gezimizi de tamamlamış olarak Yunanistan’a giriş yaptık.

Sınır bölgesinde seyahat edenlerin dinlenmeleri için düzenlenmiş bir alanda aracımızı park edip bagajımızdaki atıştırmalıklarımızın bulunduğu beslenme sepetimizi :) açtık. Termoslarımızdaki çaylarla birlikte tatlı bir serinlikle bize hoş geldin diyen Yunanistan’da kara bir sokak köpeğiyle birlikte keyifli bir kahvaltı yaptık. Molayı kısa kesip tekrar yola koyulduk.  Yaklaşık yarım saat sonra Dedeağaç’da olacağız.

İlk gece konaklayacağımız Dedeağaç sabah saatlerinde oldukça sakin, yüzünü saklandığı bulutların arasından ara ara gösteren güneşine eşlik eden hafif esintili rüzgârıyla sevimli, temiz, düzenli bir sahil şehri.  İlk olarak otelimizi buluyoruz, şanslıyız ki odalarda bir gün önceden kalan yok. Eşyalarımızı yerleştirirken bir detayı hepimiz fark ediyoruz. Odamızın perdelerinin bir kanadı kırmızı bir kanadı beyaz. Yerleşme işimiz bitince ilk işimiz doğruca sahile kahve içmeye gitmek oluyor.

Devamını oku→

Cumalıkızık-Mudanya-Tirilye-Gölyazı Gezisi…

 

Gökçeada gezisinin tozu hâlâ üzerimizdeyken biz dört gezgin kadın kendimizi yeniden yollarda bulduk. Bizim için her yolculuk bir diğerine esin kaynağı oluyor. Bu kez sonbaharın güzelliklerini yaşamak, rutin işlerimiz arasında bir günlük de olsa nefeslenmek için ver elini Bursa dedik. Rotamızı önce Cumalıkızık sonra Mudanya oradan Tirilye ve en sonra da Gölyazı olarak oluşturduk.
Günübirlik bir gezi planladığımız için sabah olabildiğince erken yola çıkıyoruz. Sabah kahvaltısını orman içinde doğal bir ortamda yapmak istedik. Evden hazırladığımız pratik kahvaltılıklar ve bir termos çay bizim için yeterli oluyor. Cumalıkızık köyü girişindeki mesire yeri bu iş için biçilmiş kaftan. Sonbaharın tüm güzelliği bize cömertce eşlik ediyor. Öbek öbek fışkırmış kokinalar arasına yerleştirdiğimiz seyyar koltuklarımızda orman havasını soluyup kuş sesleri dinleyerek sabah yemeğimizi keyifle yiyoruz.

Cumalıkızık köyü hemen yanı başımızda. Ormandan çıkınca yolun kalabalıklığını görüp şaşırıyoruz. Meğer doğa bizi bu kargaşadan usulca saklamış.

Cumalıkızık köyüne benim ilk gelişim. Elbette görsel olarak biliyor, tarihinden haberdarım. Ama yerinde görmek bir başka. Birbirinin aynı ürünlerin satıldığı tezgâhların yanından yürüyerek köy meydanına ulaşıyoruz. Tam ortadaki görkemli ağacın altında köyün tanıtımı ve Unesco mirası olduğunu belirten yazıları okuyorsunuz. Geniş bir meydan burası. Köy hayatına, eski yapılara ilginiz varsa burası güzel bir yer. Daha ilk andan itibaren çok güzel evler ve sokaklarla karşılaşacağınızı hissediyorsunuz. Ancak o kadar çok tezgâh ve satıcı var ki, meydan doğallığını ve güzelliğini kaybetmiş. Sabah saatleri olduğundan kahvaltı için köye gelen konukları kapabilmek için çabalayan tek düze, bıkkın ve mekanikleşmiş sesleriyle neredeyse her kapının önünde bağıran kadınların arasında kalıveriyoruz.

Bu ortamdan bir an önce uzaklaşmak isteğiyle meydandan yukarı doğru yürürken giriş katları henüz ticarethaneye çevrilmemiş evlerin meydandan uzakta olduğunu düşünüyoruz. Yanılmamışız, ancak bir hayli yürüdükten sonra hayal ettiğimiz gibi bir ortama kavuşabildik.

Köyün muhteşem bir dokusu var. Osmanlı sivil mimarisinin en güzel örnekleri arasındasınız. Yolları taşlık. Bu yüzden bilek burkmalarına dikkat diyorum. Evler arasında terkedilmiş ve harabe haline gelenlerin yanında çok iyi korunmuş olanlar da var. Bazı evlerin kapıları ve kapı tokmakları çok göz alıcı. Renkler, cumbalar, avlular… İçinde yaşam olan evlerin pencerelerindeki işlemeli perdeleri ve alacalı renkleriyle ziyaretçileri adeta selamlayan çiçekleri izlemek insana kendini iyi hissettiriyor.

Zamanında buralarda nasıl bir yaşam varmış kim bilir? Hayal gücünüzü kullanmak isterseniz, işte size iyi bir fırsat. Dar sokaklarda gezmek pek keyifli. Aniden karşınıza çıkan başının üzerinde taşıdığı tablasıyla simit satan bir satıcıyla karşılaşınca çocukluğunuza doğru bir gidivermek…

Kahve saatimiz geldiğinden tercihimizi köy kahvesinden yana kullanıyoruz. Gezilerde yerel işletmeleri tercih ediyoruz. Özellikle köylerde köy kahveleri ilginç oluyor. Hem ürünler taze hem de yerli halkla konuşup kaynaşma fırsatı doğuyor. Eğer vaktiniz bolsa pek güzel hikâyeler dinleyebilirsiniz.

Köy müzesinin çaprazına denk düşen kahveye oturup kahveleri sipariş ediyoruz. Kahvenin açık alanında ufacık bir şadırvan var. Devamlı çağlıyor. Mermer katlarına su bardakları dizmişler. Tepeden akan su bu bardakları dolduruyor, taşan sular alttaki bardakları dolduruyor. Gelen giden bu bardaklardan su içiyor. Servis elemanına sorduk, kaynak suyuymuş.
Biraz daha ara sokaklarda dolaşıyoruz. Yaşam olan sokaklarda gezmek çok güzel. Kapı önlerindeki kadınlar ve çocuklarla sohbet etmek, bazen kaynayan bir kazanın içinden yayılan kokuyu koklamak, sebze ayıklayan birilerine ‘kolay gelsin’ demek, kapı aralıklarından görünen iç avlulardaki çiçekleri izlemek…

Aşağı ve yukarı köy arasında epeyce bir fark var. Ama turistik geziden anlayış alış veriş üzerine olursa kısa bir süre sonra köy güzelliğini ve özelliğini kaybedebilir. Köy Müzesini, özel kişilerce işletilen Unesco mirası bir müze evini ve Cin Aralığı’nı da gördükten sonra köyden ayrılıp Mudanya’ya doğru yola çıkıyoruz. Devamını oku→

Cumhuriyet Bayramı…

 

Pek çok kez Cumhuriyet Bayramı kutlamalarında yürüdüm, etkinliklere katıldım, konser izledim bazen sadece ekrandan seyrettim. Çocukluğumda da mensubu olduğum bando takımıyla  Cumhuriyet Bayramlarında etkinlikler içinde bizzat bulundum. Bu yüzden Cumhuriyet Bayramı kutlamaları benim için çok heyecan vericidir. Bu yıl;  birkaç gün önce haberim olduğu bir etkinliğe katılarak farklı bir kutlama yapmayı planladım. Sevgili bir dost ile yolumuz bu etkinlik öncesinde kesişince hani derler ya “tadından yenmez” işte tam da öyle oldu.

 

Beykozdayız. Akbaba Köyünde.

Burada gelenekselleşmiş bir kutlama töreni yapılıyor. Köy kahvesinin önündeki çay bahçesinde toplanan Akbabalılar, yaşlı, genç, çocuk, kadın, erkek dememiş her yeri doldurmuşlar. Katılımcıların kıyafetleri bayrağımızla öyle uyumlu bir görüntü sergiliyordu ki yer gök kırmızı beyaz olmuştu sanki. Hemen girişte hazırlanan sahnede bir müzisyen canlı olarak marşlar söylüyor,  halkı coşturacak parçalar çalıyordu. Geniş bir ekranda bir önceki etkinliğin video görüntüleri oynuyor, ağaçlara asılmış ay yıldız desenli balonlar arasında ellerindeki kağıt bayrakları sallayan çocuklar koşuşturup duruyordu.

Devamını oku→

  • RSS
  • Facebook
  • Twitter